Romanya sezonu bittikten sonra yine aynı tempo, off sezon antrenmanlarına başlıyorum, durmak yok yola devam mottosuyla:) bir de hayaller gerçek olmuş:)
İtalya’ya transfer oluyorum yaay! 🙂
Tabii bir yandan aklım hala regl mevzusunda. Araştırıyorum, okuyorum, yeni beslenme tarzları deniyorum, yogaya da başladım minik minik, bir de nefesin iyi geldiğini duymuştum… Hemen kimle yapabilirim diye araştırırken o sıralarda tanıştığım, bir süre yogaya da beraber gittiğim şef arkadaşım birisini öneriyor ve ben seanslara başlıyorum.Seans deneyimlerime girmeyeceğim burada fakat mucizesinden bahsedeceğim:) 2. seanstan -doğru hatırlıyorsam- sonra regl oldum!! Mucize! Çığlık atıyorum, Kadıköy’ün ortasında herkes bana bakıyor, dans ediyorum, bağırıyorum, arkadaşlarımı arıyorum, mucizeler gerçekmiş, regl oldum sonunda diye..gözyaşlarımı tutamıyordum sevinçten, yaşasınnn, bir seneden fazla yolunu gözlüyorum, nereeedesin sen:)
Fakat sevinmem uzun sürmedi sadece iki ay sürmüştü..azalarak..
İtalya’ya gittiğim ve antrenmanlara başladığım ay tekrar yok..wtf!! O yaz ciddi bir kondisyon yüklemesi yapmıştık yağ oranımı düşürmek için…yoğun kardiyolar, düşük karbonhidrat beslenme, carb cycling (dönüşümlü karbonhidrat alımı) uyguluyorduk. Bunların hepsi vücuda ciddi bir stres yaratıyormuş meğer,ilerleyen kısımlarda değineceğim.
Tabii ben yine performansa odaklanmışım, İtalya’da da antrenman temposu oldukça ağır. Haftada üç gün sabahlar havuz, üç gün fitness, akşam top antrenmanları…Yine robota bağlamışım..
Bir yandan çok keyifli bir yerde kalıyorum Cuneo diye bir şehirdeyim, merkezde tatlış bir çatı katı, balkondan Alpler’e bakan manzaramla geçinip gidiyoruz:) Bana kalırsa her şey yolundaydı. İlk hazırlık maçında en skorer olmuşum, yolunda olmalı yani:) Ta ki bir gün menajerimden bir telefon alıp klüp açısından işlerin yolunda olmadığını duyana kadar.
Anlamlandıramamıştım. Tabii o sıralar sindirmesi baya bir zaman aldı.. Toplantıya çağırmışlardı, kendilerince memnuniyetsizliklerini dile getirmişlerdi. O an yaşadığım hayal kırıklığı, haksızlığa uğramışlık hissi ve içimde kabaran öfkeyle söylenenleri duyamıyordum…Toplantı bitti ve ben şok içerisinde takımımızın mentörünü aradım. Gittiğim günden beri her daim yanımdaydı. Aramızda oluşan bağ çok kıymetliydi, uzun zamandır o kadar göz yaşı döktüğümü hatırlamıyorum. Eve gelmişti, sadece yanımda öylece durmasına o kadar ihtiyacım vardı ki..öfkeden gözüm dönmüş halde bavulumu toplarken şunları dediğimi anımsıyorum; ‘kurduğum tüm hayalleri şimdi bavula geri topluyorum ama bak görüyor musun sığmıyorlar bile! Neden benim başıma geldi, neden ben?! Yaşananları hak etmedim!!! Bağırıyordum.. O an da kurban rolünde kalmak isteyen halime şahitlik ediyor, sadece geçip gitmesini izliyordu. Şimdi hatırlayınca şefkatle, anlayışla benle kalmasına bin şükür. Ben bitirdikten sonra ‘sana Reiki’ yapmamı ister misin?’ dedi. ‘İyi gelebilir:’
Kulağıma tanıdık gelmişti. ‘O ne ki’ dedim. Kısaca özetledi…ve ben sadece yatakta uzanarak kendimi ellerine teslim ettim…
Kalktığımda ki hafiflik hissinin tarifi yok…
Sonrasında takımdaki kızlarla vedalaşıp, son ‘gelato’larımı yiyip:) evime geri döndüm..Hayatımda yaslara pek alan açmadım (terapi sürecine kadar), her zaman hedeflerim, varmam gereken bir nokta, kazanmam gereken para, tamamlamam gereken bir kariyerim vardı…
Sahada kontrol ettiğim top gibi, hayatı da kontrol edebileceğim yanılsamasıyla yaşıyordum.
Tüm hızıyla döndükten sonra da çalışmalara devam ettim, döktüğüm göz yaşı yeterdi işte, güçlü görünmek adına öğrendiğim en iyi yol duyguları bastırmaktı…
Devamı Polonya yazımda…
