Seli’nin İyileşme Yolculuğu/ Bölüm 7/ Filipinler

Tabii ben manifestingi, kelimelerin sihir işini, evrenin yasalarına göre değil de kendimce yapıyormuşum(birazcik yüzeysel kalmış) Mesela nasıl hissetmek istediğimi vizyon tabloma eklemeyi unutmuşum 🙂

Neyseeeee finally welcome to Philippines…
Bayılıyorum Asya insanına! Sıcak, güler yüzlü, misafirperver.. O kadar büyülü karşılanıyoruz ki havaalanında.! Amerikan takım arkadaşımla pasaport sırasında tanışıyoruz, evimize yerleşmek üzere yola çıkıyoruz. Meraklı gözlerle yolları izliyorum. Daha önceki Uzak Doğu deneyimlerimden aşinayım sokaklara. İçime sığmayan bir heyecan..
Takım menajeri, yolda gittiğimiz aracın şöförüyle beraber bize özel ayarlandığını söylüyor 🙂 Büyüleyici bir rezidansa ayak basıyoruz, evin içi özenle hazırlanmış, bir sporcunun ihtiyacı olandan fazlası mevcut..

Maçlara başlamadan üç hafta kadar hazırlık sürecimiz var, yerel oyuncuların çalışma hayatları da olduğu için günde tek antrenman, alışılagelmiş düzenden farklı benim için. İdmanlar oldukça uzun ve yorucu, tabii havanın etkisiyle de ekstra bunaltıcı..
İlk antrenmanların sonuna doğru enerjimin bittiğini fark ediyorum, tempo o kadar yoğun ki fiziksel yorgunluğa bağlıyorum fakat bir şeylerin yolunda gitmediği aşikar. Bir kaç kez antrenman sonuna doğru oturmak için izin istediğimi hatırlıyorum. Başım dönüyor, kalbim normale göre daha hızlı çarpıyor ve gece uyanmalarım da devam ediyor, artık benim için o kadar doğal ki neredeyse arkadaş oluyorum çarpıntılarımla 🙂
Sorgulamalarım, kendimce araştırmalarım devam ediyor, ne iyi gelirin peşindeyim. Beslenmeme ekstra özen gösteriyorum. Düzenli masaj, ağrılarım için haftada bir, iki kez fizik tedavi alıyorum. Kısaca elimdeki imkanlarla kendime iyi bakım veriyorum, yıllarca yaptığım gibi..
Sezona da gayet iyi başlıyorum. İlk maçımızı 3-2 kazanıyoruz, istatiksel olarak iyi de bir performans sergiliyorum. Yirmi küsür sayı..
Fakat ben kendimden pek de memnun değilim. Eski bildiği Seli değil yani bu..
O sıralar bedensel tepkiler artıyor, vücudumda böcek ısırığı gibi kırmızı kabarcıklar oluşmaya başlıyor. Asya ülkelerinde bolca böcek olduğunu bilirsiniz, evin içinde sürekli bir kovalamaca oynuyoruz 🙂 Onunla alakalı olduğunu düşünüp menajere söylüyorum , bed bug (tahta kurusu) olabileceğini söylüyor, yatağımın değişmesini rica ediyorum. Yatak değişiyor fakat bende değişen bir şey yok!
Kızarıklıklarımın üzerine bir de uçuklar ekleniyor. Aslında yıllardır alışırım uçuklara, regl yaklaşırken, bağışıklığımın düştüğü zamanlarda patlayıverir bir kaç tane…Fakat regl olmadığım bu süreçte ilk defa oluyor. Sağlığımla ilgili endişelerim artıyor ve o an için yapabileceğim hiçbir şey yok. Durmak ne mümkün, geleceğim, kariyerim, bir sonraki sezon bu performansıma bağlı..
Fiziksel olarak zorlanmam mental sağlığıma da yansıyor. O sıralarda takip ettiğim ‘uplifers’ diye bir site var, orada ruh-zihin-beden dengesi üzerine yazılar okuyorum. Okurken dengede olma halinden uzak olduğumun farkındayım. Fakat o kadar çaresizlik hali içindeyim ki, ne yapacağımı bilmiyorum…
Bir gün bir yazı dikkatimi çekiyor, yazan kişi bir psikolojik danışman. Mail atıyorum, yazısının dikkatimi çektiğini, bir değişim, dönüşüme ihtiyaç duyduğumu ifade ediyorum.Destek istemek o kadar güç ki o sıralar.. Bakıldığında büyük bir adım benim için. İstanbul’da görüşebileceğimizi söylüyor. Tamam diyorum burda sezon bitsin kendim icin bu desteği alacağım …
Bu idare etme hali, tükenmişliğe doğru gidiyor.Ne derece zorlandığımı o an durumun içindeyken tam olarak fark edemiyorum. çünkü durmak bana ölüm gibi…
Maçlarda enerji jeller ile ayakta durmaya çalışıyorum, setler sanki bana inat uzun sürüyor. İki- üç günde bir oynanıyor ve ortalama iki-iki buçuk saat sürüyor.

İlk yarı bittikten sonra takımla üç-dört günlüğüne tatile gidiyoruz. Kendimce bir şeylerin yolunda gitmemesinin yanında takımda da bir şeyler yolunda değil. Kokuyu almamla birlikte antrenör benimle konuşmaya geliyor. O zamana kadar ki en doğru feedbacki alıyorum sanırım. ‘Selime, psikolojik ve fizyolojik olarak iyi görünmüyorsun.’ Kafamı sallayıp onaylamak dışında hiçbir şey yapamıyorum. Benim için sindirmesi ve kabullenmesi çooook zor! Henüz otuz bir yaşındayım, ideal koşullarda performansımın en pick zamanları olmalı, otuz beş yaşına kadar üst seviye bir kariyere sahip olmalıyım ama sürece bakılırsa benim sonum gibi..
Hayır hayır bu olamaz!! Yıkılıyorum, ağlamaktan ve çaresizlikten göz yaşım kalmıyor… sürece güvenmek, teslim olmak o zamanlar benim için geçerli değil, bildiğim bir yol da değil. Topu kontrol eder gibi hayatın kontrolünün de benim elimde olduğu sanrısıyla yaşıyorum…koşullanmışlıkla gelen kısıtlı düşünceler sonsuz olasılıkların önünü kapatmış..
Simsiyah bir fanusun içinde sıkışıp kalmış gibi hissediyorum…


Yorum bırakın