Yıkılmışlığımla topladığım bu kaçıncı bavul, gerçekten insana kaldırabileceğinden ağırı gelmez mi? Zorlandığım duygularımla baş edebilmek, ay pardon onlardan kaçabilmek için tercihim seyahat, aa bir de yemek 🙂
Dünyanın bir ucuna gelmişken o muhteşem adaları görmeden olur mu hiç?! Yaklaşık üç hafta gezip dolaşıyorum, oralarda gördüğüm güzellikleri anlatmaya ne blog sayfası ne de kelimeler yeter! Niyet eden herkesin gitmesi dileği ile..
Neyse bir başıma yine bir şekilde keyif almanın yollarına bakıyorum. Yeni insanlarla tanışmak, sohbet etmek, organizasyonlara katılmak, yeni lezzetler denemek…İşte o zamanlar ki Seli, tanıyanlar bilir tam bir foodieyim 🙂
Bir şekilde devam etme gücü buluyorum kendimde. Kafamda deli sorular, bedende sıkışıklık olmasına rağmen yüzümü güldüren, heyecanlandıran, adrenalin dolu unutulamayacak anılar biriktiriyorum. Şimdi geriye dönüp baktığımda woo ne cesaretmiş be diyorum, tebrik ediyorum kendimi 🙂
Veeee tekrar İSTANBUL.
ilk önce ailemden uzakta, kendi başıma ev tutuyorum; yeni sezona kadar. Şimdi baktığımda ailemin hayal kırıklığımı, başarısızlığımı, arayış içinde olduğumu dolayısıyla üzüntümü, o doktor bu doktor koşturmamı, sağlıksız hallerimi görmelerini istemiyorum. Kaçıyorum bir nevi.. Aslında onlardan deği; kendimden… Bence onlar da sürecin farkında, en azından zorlandığımın ama çaresizliklerinden ne diyeceklerini, nasıl davranacaklarını bilmiyorlar, ve onlara göre genelde çözüm ilaç. Oysa ki fiziksel, mental hastalıkların çözümü kısa bir süre için ilaç olabilirdi ama ruhun yaralarının hiç birinde ilaç işe yaramıyordu ve en çok ihmal de orada oluyordu… Dişimize bir şey olsa dişçiye, kolumuz kırılınca alçıya.. peki ya kalbimiz, ruhumuz kırılına?…
Peki ben kırık kalbimi nereye götürdüm?
Yoga eğitimine…dedim o ders paketi, bu nefes terapisti olmayacak ben en iyisi kendim öğreneyim, kendime iyi geleyim…
Bir yandan yeni sezon hazırlıklarına devam ediyorum, tüm bu yaşadıklarıma rağmen ‘ah kızım sen mesajı alamadın mı?’ dediğinizi duyar gibiyim 🙂 Çakralar kapalı anam, neyi alayım! 🙂 Çakralarımız kapanmaz bu arada buraya dip not yapıştırayım. Çakralara da geleceğim ilerleyen zamanlarda 🙂
Haftada üç, dört gün yoğun çalışmalar devam ediyor bir yandan da yoga eğitimi araştırıyorum.
Yogayla ilk tanışmam klasik spor salonlarındaki derslerden birinde olmuştu sanırım 2012 yılıydı..Evet evet, evlenmeden önce ki seneydi hatırlıyorum. ‘Omm’ sesinden sonra ‘Lotus Pozu’ndan kalkıp sınıfı terk etmem ve ilk yoga deneyimimin toplamda beş dakika sürmüş olması beni küstürmemiş olsa gerek ki hormonal sorunlarıma çözüm olarak yine bir şans verdim 🙂
E tabii böyle bir deneyimden sonra çekinerek yaklaştım, önce Cihangir Yoga’nın farklı stüdyolarında hocalar denedim, aylık paketler vs… Ve hepsinde amacımın aynı voleybolda olduğu gibi bedeni düzeltme, hormonları dengeleme, performansıma iyi gelir diye esnetme ve sonuç odaklı yaklaştım! Yani heep bir KONTROL…
Evet bunlara iyi geliyor ama yoga; nihai bir amaç peşinde koşmak değil…
Böyle bir rezonans alanındayken de yumuşak, akış halinde, yin tarzi olan bir hocanın bana gelmesi ne mümkün?! Bu işin kökeni Hindistan diye Hintli yoga eğitmeniyle bile çalıştım…Noo!
Okuyorsan selam olsun Rishi’ciğim! Seninle ekstra disiplini öğrendim (hali hazırda bende fazlasıyla olan:) )
Ama ihtiyacım salmak ,rahatlamak kısaca akış halini deneyimlemekmiş.
Neyseee dualarım gerçekleşti ki yolum Zeynep Aksoy ile kesişti…Eğitime katılmaya karar vermeden önce Youtube’da Reset kanalını izledim, günlerce pratik yaptım. En sevdiğim konuları anlatıyor bir de…İçim içime sığmıyor o sıralar. Aile dizilimi, nefes pratikleri, vagus siniri, mindfulness, polyvegal teori… izlerken pratikleri de yapmaya başlıyorum. Yirmi- otuz dakikalık meditasyonların beni çok zorladığını hatırlıyorum.(Sebepleri daha ilerdeki yazılarda anlaşılacak:) ) Ve eğitime katılma kararı veriyorum…2019 Nişantaşı, Amerikan Hastanesi, Code Lotus ‘da aylar sürecek; meğerse hiçbir şeyin bir daha eskisi gibi olmayacağı yeni bir versiyonuma adım atıyormuşum!
Okula tekrar başlama heyecanı gibi, yıllar sonra o kadar iyi geldi ki…
Kalem, defter, kitaplar, yeni sınıf arkadaşlarım, bambaşka hikayeler, yolculuklar… bu arada benim mindfulnessla tanışmam 2015 yılında Mindfulness Academy kurucusu Erhan Ali Yılmaz’ın düzenlediği bir workshop sayesinde olmuştu, o zamanlar bu kadar popüler değildi. ya da ben duymamışım.Hayat beni bi şekilde yönlendirmiş, nasıl bir arayışım varsa o zamanlar….
