Seli’nin İyileşme Yolculuğu/ Bölüm 28

Zorlayıp sonuna kadar gitmeyi seviyorum. Beden benle aynı dili konuşmuyor nedense…Zihinle ikna etmeye çalışıyorum, konuşuyorum onunla canım bedenim ‘bak bu eski günlerdeki gibi yoğun antrenman için zorlamıyorum seni. 

Hatta aksine iyileşeceğimiz bir süreç bu, hem az kaldı bak hadi beni yarı yolda bırakma hadiiiii!’

Bedenim isyan ediyor, yetti be! O çalışma, şu seans, bu beslenme, yok doğal takviye, yok bilmem ne…Vala yetti! Beni bir sal, beni güvenli bölgeye al!

Benim kendi kendimi iyileştirme mekanizmam senin zihninin düşünebilme kapasitesinden daha büyük yeter ki beni rahat eyle be!

Haklısın zaten artık yataktan çıkamayacak haldeyim, dışarı çıktığımda ayakta durmakta zorlanıyorum, sürekli oturacak yerler arıyorum. Motor ile alerji seansına gidiyorum, geliyorum, iyi gelsin diye sokak üzerindeki ayak masajına bazen de  full masaja gidiyorum. Yemek yapacak gücüm olmuyor, Whatsapp’tan yemek siparişi veriyorum o da bana özel ama…Gluten free, dairy free, sugar free, nut free, guilt free, joy free kısaca bok free!!! 

Ataklar yoğunlaşıyor, artık geceleri uyanıp sadece kalp çarpıntılarıyla kalıyorum, baş edebileceğim sanrısıyla bildiğim tüm teknikleri deniyorum,pandeminin başında tanışmıştık sonuçta. Gün içinde sıklığı artıyor, şiddeti de. Kendimi meşgul ediyorum, bilinçli bir şekilde odak değiştiriyorum, balkona geçip yemyeşil manzaramda düşünceleri salmak için yazıyorum (geçmişten kalan bir sürüü şey pörtlüyo)sakin kalmaya çalıştığımda boyama, müzik, podcast dinleme, çıldırdığımda dans, bağırarak şarkı söyleme, sallanma, somatik bildiğim egzersizler…

Sesini duyduğumda iyi gelen arkadaşlarım… Bir gün seansın başında terapistime şarkı dinlediğimi söylüyorum, ‘ne dinliyorsun?’ diyor. Biraz mırıldanıyorum, Can Bonomo’dan ‘Güneş’…Sonra bir ağlama ki böyle gözyaşı hayatımda aktı mı bilmiyorum, ne birikmiş!

Monuia ile geçen aylarda bir olay olmuştu ağlayamamıştım, sadece gözlerim dolmuştu sanki tıkanmıştım.’Dişil enerjiden bahsediyoruz değil mi? Denge mi istiyorsun, sal o zaman gözyaşlarını’ demişti…

‘Hala erilin ne kadar direniyor güçlü gözükmek için farkında mısın’? 

Artık salabiliyorum çünkü biliyorum, her daim güçlü görünmek zorunda değilim.

O seans mıydı hatırlamıyorum devamı olabilir, bana bir serbest salınım yaptırıyor terapist. Abooow tüm aile fertleriyle beraber hayatımdaki herkes nasibini alıyor 🙂 Ne dolmuşum be ana avrat dümdüz gidiyorum! Korku, panik hallerinin yanında bir de biriken, ifade bulmayan ne varsa çıkıyor. Ben şok! Salınım da mantık yoktur, sonu hafifleme, rahatlık ve ohhhhhh…En savunmasız halinde sağlıklı düşünemezsin ya işte heh! en doğru aktarım da orda oluyor! Sen bile farkında değilsindir kalanların, birikenlerin. Olur ya kavga anında istemediklerimizi söyleriz genelde, karşının kalbini kırarız geçmişten birikmiştir, o birikimle bir an ağzından çıkıverir işte; zamanında çıkmayanlar…

Öfke patlamaları, kavga anları. Oralarda sakin kalıp tepki yerine cevap vermek gerçek duygusal olgunluktur bence, niyetimi de koyayım şuraya:)

‘Ciddi bir hastalıkla boğuşan hastalarımın hemen hemen hepsi yaşamlarının önemli bi alanında hayır demeyi öğrenememiş kişilerdir.’ diyor çok değerli Dr. Gabor Mate. Bir de bastırılmış öfkeden bahseder özellikle, Otoimmun hastalıkları için, o kadar doğru ki!

Hayatımın hiçbir döneminde kendimi bu kadar çaresiz ve sıkışmış hissetiğimi hatırlamıyorum ya da çoğu zaman o kadar hissetmekten kaçtım ki sonunda yakalandım…

Yorum bırakın