Seli’nin İyileşme Yolculuğu/ Bölüm 30

Ertesi gün terapistime merhaba demeden, cümleye ben ölüyorum ile başladım. Muhtemelen durumumla ilgili endişeli ki her gün iyi olduğumdan emin olmak ve beni görmek istediğini söyledi. Fakat bunu yansıtmadan, o kadar güzel çözüm odaklı yaklaşıyordu ki ayna nöronların devreye girmesiyle bir saat bile olsa dinginleşiyordum 🙂 Çünkü survive modda düşünsel/bilişsel faaliyetlerini de kaybediyorsun!!

   -‘Peki ailen sen ölüce mi haberini alsın istiyosun?’ dedi.

   Ağlayarak ‘hayır hayır onlara bu halimi gösteremem, hiçbir şey söyleyemem!’ dedim. 

O kadar korkuyordum ki en büyük KORKUM onların üzülmesi, perişan olmasının yanında, oraya niye gittin, ne işin var pandeminin ortasında dünyanın bir ucunda, biz sana demedik mi ileeee başlayan soruları, cümleleri duymaktı. Evet ölmek üzereyken bile bunları düşündüm…

   Kısaca sıçmaya, batırmaya hayatım boyunca iznim olmamasıydı! Onları hayal kırıklığına uğratamazdım, başarısız olamazdım!! Çünkü bunlar olursa sevilmeyeceğime dair çok derin bir inancım vardı ! Oysa ki buna hakkım vardı çünkü bu izni kendime ben veriyordum artık (sözde)…Fakat içimdeki çocuk hala açıklama, onay, ispat ve kabul peşindeydi. Aslında öğrendiği yoldan sevilmek istiyordu… bilinç dışı da bir sürü şey yaptırıyordu zihinle anlayamadığı 🙂 

   Hatta o kadar çabuk iyileşip hayatıma devam etmek istiyordum ki Bali’ye gelişimin en büyük sebeplerinden biri buydu; bağırsağımı iyileştireyim, dolayısıyla duygusal ve mental olarak dengeye geleyim!! Yine go go moduna geçeyim ,belki Bali’de, belki Londra’da antrenör olayım. Camiaya döneyim bir şeyler yapayım. İşte sürekli olarak ‘doing mind’ modunda yaşayayım ki o geçmişin izlerinden, yarım kalan mevzulardan, yaralı içsel çocuğumdan, kısaca kendime temastan uzak kalayım! Çünkü oralarda çok acı var, yas var, öfke var, korku dolu Seli var…Bastırarak, dondurarak devam edeyim işte! B

ak zaten bir senedir terapi alıyorum hayatıma da devam edebilirim!!!

İkinci kez ‘burn out’ olmayı, tükenmişliği kabul edemem ,hayır bunu sindiremem, kaldıramam!Benim hayatı yakalamam lazım! Çevremdekiler bana ne yapıyorsun diye sorduğunda ben öyle rahat rahat, geniş geniş; ‘ Yirmi yıl çalıştım ulan şimdi de yatıyorum, keyfime bakıyorum, living my best life yani!’ diyemem ki!!! ÇÜNKÜ BEN ELALEM NE DER?ler ile büyümüşüm. Durmak=utanç…İşe yaramazsam değersizim ile kodlanmışım, e hayat niye beni durduruyorsun ki sen? Bana bir şeyler demeye çalışıyorsun ama belli ki ben almaya açık değilim işte!

   Seanstan sonra anne babamı nası arayacağımı düşünüyorum kara kara. Evde güçlü gözükmeye çalışan hep babamdır. Hatta kardeşim veya ben ufak bir sakatlık yaşadığımızda annenize söylemeyin der! Bir şeyler saklanır yani annemden! Sanki annem üzüntüyle nasıl baş etmesi gerektiğini bilmez, hayatta hiç üzülmezmiş gibi! Biz de dinleriz söylemeyiz

ama şu an herkese durumumdan bahsetmeliyim, hayatın içinde üzülmeye de yer açalım..

Yorum bırakın