Geçmiyor gibi gelen günler de geçti bir şekilde…Yedinci günümde hastaneden çıkıyorum. Hemşirelerle, doktorlarla vedalaşıp tekerlekli sandalyeye oturuyorum.
Hastane kapısının önünde Mounia arkadaşıyla beraber beni bekliyor, kollarımdan destekleyerek arabaya oturtup eşyalarımı da yanıma yerleştiriyorlar…Yedi günlük hastane odası maceram boyunca palmiye ağacına bakan bir pencerenin yanında yattım, palmiye ağaçlarına bayılırım…Camın önünde uzaklara dalıp zihnimde güvenli alanlar oluşturdum…Keşke diyorum bilgisayarımı isteseymişim Mounia’dan. O anları günde beş, on dakika da olsa yazsaydım; en panik, en korku dolu anları…Umutsuzluğa kapıldığımda hangi kaynaklara yöneldiğimi, annem ve babamla konuşmaların ne hissettirdiğini…Neyse artık ne kadarı açığa çıkıyorsa o kadar şu anda :)Kalbim ağzımda atarken manzara eşliğinde duaya, niyetlere, şefkat sözlerine sığınıyordum. O halde bile kendime kızdığım, suçladığım, hesap sorduğum, kıyasladığım iç sesleri yakalıyordum…şunu net hatırlıyorum ‘ o kadar çalışıyorsun, bak hala şefkate dönüştüremedin şu iç sesini’ diyen bir ses:) Ah diyorum ton babamın sesinin tonu.. Sahadayken ‘ bloğu görmüyor musun?! Ne diye daan diye vuruyorsun’ diye eleştirdiği gunler olurdu. ben sayı aldıklarımı unutup , olamayanlar için üzülürdüm , çünku babamın gözünde yine başarısızım.. Öldürdüklerimi takdir de etmezdi, ‘ hep kötüyü söylüyorsun be baba’ derdim çocuk aklımla. Senin takdirine, onayına, sevgine, temasına ihtiyacım var, hatta senden alamadıklarım için antrenörlerimden almaya çalışıyorum. Hep bir ispata, kendimi göstermeye çabalıyorum diyemezdim…
Çünkü bilmezdim…Tavrı, tarzı ağır ve eleştirel geliyordu, bazen anlasın diye ağlardım tepkimden, öfkemden. Kendisi gibi laf sokar ya da gülerek mizaha dökerdim acımıyor ki, acımıyor ki!!
Oysa ki her seferinde çok acırdı yaram en derinden tetiklenip tekrar tekrar kanardı…
İşte şimdilerde de şefkat, şifa, iyileşme yolunda içimde o eski hırslı, öfkeli, sahada top peşinde koşar gibi sonuç peşinde koşan, süreci unutan gencin yaralı parçaları var. Belki hiç yok olmayacaklar-evet yok etmek isteyen bi tarafım var-biliyorum. Kabule geçerim illa öncekiler gibi yine kendi zamanında…
Artık koşmuyorum, şimdilerde diyorum ki; ‘ sizi görüyorum, sizi duyuyorum, teşekkürler kendinizi hatırlattığınız için 🙂
O mükemmeliyetçilik maskesini belki arada yine takacağım işime yaramasada, beni yorsa dahi…Çok şükür diyorum, babam böyle olduğu için bir şekilde başarılı oldum, pes etmedim içimdeki kanayan yaralara pansuman oldu voleybol. Yorulmama, yaralanmalarıma değdi diyorum. Evet ağır bedeller ödendi ama değdi. Şimdi gururla geçmiş anılarımı, kariyerimi, milli takım maceralarımı anlatabiliyorum yeni tanıştıklarıma…
Ne büyük gurur!
Beğenmediğim, şikayet ettiğim tarafların katkısını, hediyesini şimdilerde görüyorum…
Aslında böyle kısa hikayeler, dip notlar araya sıkıştırıyorum ki belki anksiyete, panik atak, depresyon gibi tanıların arkasında karşılanmamış duygusal ihtiyaçları,çocukluk yaralarının izlerini görebilirsiniz. İlerleyen yazılarımda buraya fazlasıyla değineceğim. Kaynaklarla ve kendi deneyimlerimle beraber.
Şimdi uçuş zamanı…Pasaport, bavul, canta ve diğer her türlü ihtiyacıma destek olması için melekler gönderilmiş yeryüzüne 🙂 Neredeyse sandalyeden kalkmadan başarıyla tamamlanmış bir iç ve dış hat yolculugu.
Ne kadar tatlı, yardımsever, güler yüzlü personel varsa benle eşleşti 🙂 Özellikle Thy uçuşunda, zaten haber verilmiş çalışanlara dolayısıyla harika karşılandım…
Hepsinin varlıklarına bin şükür ve sonsuz teşekkürler… Aklım, kalbim ,ruh parçacıklarım Bali’de kaldı ama biliyorum bir gün tekrar kavuşacağız hem de bambaşka versiyonumla💫
