İyileşme yolculuğumda öğrendiğim bazı gerçekler

Diyet kültürünün ağır bastığı,her uzmanın yuksek sesle kafa karışıklığına sebep oldugu bu dünyada etkilenmeden kalabilmek şu günlerde güç .

öncellikle, wellness ve sağlık alanındaki çalışmaları ,araştırmaları ve verileri çoğumuz gibi seviyorum

bu alan büyüleyici olabilir, ancak genellikle çok büyük eksikler var. Bu sebepten yedi yıldır içinde olduğum sağlık alanındaki çalışmalara biraz şüpheyle yaklaşıyorum ve bir gıdanın arkasındaki mekanizmaya bakıp, sonuç çıkarıyorum ve biliyorum ki araştırmalar belirli bir kişinin ihtiyaçlarına göre elde edilen sonuçlardan ortaya çıkmakta. Bir çalışmayı korku taktiği olarak kullanmanın sağlıkla ilgisi olmadığının da farkındayım.

hayatımızı, kontrollü ortamlarda, mavi ışık altında, bizden tamamen farklı bir sağlık geçmişine sahip olan insanlar veya fareler üzerinde yapılan çalışmalara dayanarak yaşayamayız (ihtiyaçlarımıza uygun değildir) o zaman doğuştan gelen sezgi, mantık veya bedenle bağlantı nerede? Alıntılar sizi daha sağlıklı yapmaz ve bir diyeti ya da beslenme biçimini daha sağlıklı ya da güvenilir kılmaz.

Bu bizim hatamız değil, toplumun bize yaptığı bu, beynimiz yıkanıyor ve bedenlerimizle bağlantımız kopuyor.

Bizler bilimsel bir deney değiliz..

Ne yiyeceğimiz konusunda bilimsel bilgilere ihtiyaç duyuyoruz . Neden ? doğada hayvanlara bilimsel bir deneye dayanarak ne yemeleri gerektiğinin söylendiğini görüyor muyuz? Hayır. Hayatta kalmak ve gelişmek için neye ihtiyaçları olduğunu sezgisel olarak biliyorlar. İnsanlar da eskiden aynıydı.Acaba babaanne ve dedelerimiz ne yiyeceğini birlerine sorar mıydı?

Her zaman bir başkasını çürütecek çalışmalar olacaktır ve uzmanlar size hangi gerekçeyi anlatmaya çalıştıkları konusunda her zaman araştırma ve veri bulabilirler fakat değişmeyen bir gercek var o da ne biliyor musun?

Fizyolojimiz,Vücudumuz, hücrelerimiz, çevremizdeki insanlarla aynı besin ve minerallere ihtiyaç duyuyor. Gelişmek için hepimizin karbonhidrat, protein ve yağa ihtiyacı var. Hepimiz aynı minerallere, vitaminlere ve besinlere ihtiyacı var. Bunu doğuştan biliyoruz. Değişen tek şey çevremiz ve hayatımızı yaşama şeklimiz.her şartta kendimize dikkat,caba ve özen göstermemiz gerekir ancak temel prensip aynıdır: Doğada bulunan gıdalardan dengeli şekilde beslenmek .

Bir gün karbonhidratlar ve meyveler kötüdür… (insülin direnci ve keto hakkında bazı çalışmaları gösterir..) 

Sonra doymuş yağ, kırmızı et ve yumurta var… (kolesterolle ilgili bazı çalışmaları..) 

Sonra sebzelerde( Sibo ile ilgili çalışmaları..) 

Sonra süt ürünleri.. . (iltihap ve akne ile ilgili bazı çalışmaları.. ) 

Sonra tuz… (tansiyonla ilgili bazı çalışmaları.. ) 

Sonra gluten… (sızdıran bağırsakla ilgili bazı çalışmaları.. ve 2 sene boyunca ben)

Sonra tahıllar… (besin degerleri hakkında bazı araştırmaları ..) 

Liste devam eder . İnanirsan hepsi gerçek ve bilimsel araştırması var. 

Tükettiğimiz her gıdada bir şeylerin kötü olduğunu söyleyen bir çalışma, araştırma veya uzman bir kişi olacaktır . Hangi noktada durup kendi bedeninizin ihtiyaçlarını dinliyorsunuz ? 

Bedenle gerçek bağlantı icin koşullanmaları bırakıp , geçmişini ,gıdayla ilişkini iyileştirmek için neler yapıyorsun?

sezgiselliğin ve doğuştan gelen bilgeliğini hatirlaman için neye ihtiyacın var?

Peki bu iyileşme sürecine biraz eğlence katsak nasıl olur ?

**Derin bir nefes alın, cihazdan veya kitaptan uzaklaşın ve bu bilgilerin hayatımı, kadın olarak benzersiz fizyolojimi, mevcut sağlık durumumu destekleyip desteklemediğine ve bu bilgiyi bilmenin faydası olup olmadığına yakından bakın, bilgiler sadece beynime daha fazla kaos mu katıyor?yoksa sağlık kaygısına neden olup hayatımı kargaşaya mı sürüklüyor ?Bilginin sinir sisteminizde nasıl hissettirdiğine bakın, bu verimli mi? Ya da aslında iyileşme yolculuğunuzda bir engel mi ? İnanın bana,her şeyi doğru yaptığınızı düşündüğünüz an bile aksini söyleyecek bir çalışma veya guru olacaktır. o zaman kime,neye inanmayı seçeceksin ?

**Sağlığınızı rastgele instagram gönderileri ve web siteleri üzerinden okuduklarınıza bırakmayın, güvendiğiniz,enerjinizin tuttuğu biriyle çalışın mümkünse sizle benzer sorunları yaşamış ve üstesinden gelmiş olan ya da hala yolda olanlar ile ..

**Benzer düşüncelere sahip kadınlardan oluşan bir topluluğa katılmayı deneyin ya da size yakın gelen, çağrışım yapan bir kursa katılın.Bilgi çoğunlukla kafa karıştırsa da sizin içine sinen kaynaktakiler doğrudur ya da o anınıza hizmet eder sonra bye..

 Kendi bireysel bedeninizi, atalarınızın izlerini ve kendinize özgü fizyolojik ihtiyaçlarını anlamaya başladığınızda online bilgilerin,internetin ne söylediğini umursamayacaksınız. Beslenme konusunda uzman olmaya gerek yok. Bedenimizin uzmanı olalım yeter.

Mükemmel sağlık balonunda yaşama fikrinin kendinizi cezalandırmayla ilişkili olabileceğini farkettigimde cok şaşırmıştım oysa ki sadece iyi olmak istiyorum sanıyordum, bu sağlıklı olma çizgisinde değilmişim. Gerçek sağlık, temelde kendinizi daha değerli hissetmek için bir uzmanın,gurunun felsefesine körü körüne inanıp, katı kural ve yönergelere uymadan tatmin edici bir hayat yaşayabilmekmiş.Yeterince ve olduğunuz halinizle iyisiniz . 

Biraz eğlenmek ve kendini serbest bırakmak sağlıklı ve esnek bir beden için en önemlisi👇🏽

*Basitleştirin. hepsini yapmanıza gerek yok. Birini seçip başlayabilirsiniz. Mükemmellik sağlıklı olma yolculuğunda büyük ilizyon( uzun yıllar ordaydım)bu kadar fazla bilgi ve yüksek sesin icinde özellikle biz kadınlar icin yolculuklarında yapmaları gereken bir kaç şeyin önemli olduğunu düşünüyorum . biricik bedenlerini ve regl döngülerini öğrenmek ve takip etmek, yemek secimlerinden sonra enerjinizi ve ruh halinizi nasıl etkilediğini anlayabilmeniz icin gida secimlerine bakmak ve kısa bir süre belki not almak eğer bu kontrol mekanizmasını fazlasıyla devreye sokuyorsa yapmamak ve sizinle aynı değerleri,hikayeleri paylaşan insanlardan oluşan bir topluluğun içinde olmak.

peki okudugunuz,öğrendiğiniz BİLGİLERİN sizin BEDENİNİZE uygun OLUP OLMADIĞINI NASIL anlarsiniz?

1.Belirtilerinizi ve bireysel sağlık hedeflerinizi deftere kaydedin.ihtiyaçlarınızın ne olduğuna dair net bir resme sahipseniz size hizmet etmeyen bilgilere kapılıp gitmeyeceksiniz. Sizin durumunuzla ilgili olmadığı ve muhtemelen sadece kafanızı karıştırdığını anladığınızda bilgiden uzaklaşmak kolay olacaktır 

2 Her uygulayıcı, uzman ve doktorun çevrimici olarak sundukları dünyada her kişiye uygun olmadığını bilin. Örneğin, sindirim sorunlarıyla mücadele ediyorsanız, sorunlara neden olabilecek çiğ sebzeleri ve salataları ortadan kaldırmak iyi olabilir. yeterli olmayabilir de .Bu, bu yiyecekleri kötü mü yapar? hayır.kimine iyi gelen en sağlıklı gida o an sizin sağlık durumunuzda zehriniz olabilir mi? evet

Çoğu bilginin çevrimiçi olarak paylaşılması bilgi içerikli ya da farkındalık oluşması icindir. onu sunan kişi tarafından ikna edici olsa da kesin olmayan çalışmalardan veya araştırmalardan alınmış olabilir. Kısa vadeli sonuçlar görünür , uzun vadeli riskleri görünmez..

instagramda yapacagim paylaşımların eğitimlerimden oluşan icerik olmasinı cok ıstıyorum çünkü muhtemelen henüz paketli gıdanın bile zararından haberi olmayanlara iyi gelecek fakat yukarda yazdığım sebeplerden ötürü de çekiniyorum. evet belki yeri gelicek araştırma, bilimsel bilgi de paylasacagim . herkese uygun olmayacak . fakat çok da onemli bilgiler olucağı icin birilerinin hayatına katki saglayacak.

Fakat hangi kanıta dayalı bilgi ? bu bilimsel kanıtlar ve paylaşımlar sana nasıl gelicek? senin biricik bedeninde nasıl hissettirecek? işte orası gercekten en önemli yer, doğruluğunun kanıtını onaylacak tek yer : BEDENİMİZ.

fakat yine de accık öğrendiklerimden ve bolca gerçek deneyimden paylasmaya devam edeceğim. Çünkü bu keşif süreci. Bazı yollar deneme, yanilma gerektiriyor benim sürecimde oldugu gibi 🙂 Maaliyetli ve uzun olabiliyor.dilerim sizinki kısalsın bu da benim Dharma yolumdaki Karmam olsun:) 

Çevremde çok kisi gozlemliyorum bilgi uzerine yaşayan. Ben de öyleydim bedenimle sahici bir bağ kurana kadar,hala bilginin ağır bastığı durumlar oluyor yaşadığım zorlayıcı deneyimlerden ötürü. Fakat genellemeden,bedenimle anlık bağ kurarak etkiyi azaltıyorum

Teşvik yolum kendi bedeninizle bağlantı kurmanız olucak.Holistik sağlık koçluğunu da bu sebepten seçtim( o beni seçti aslında😀) kendi süreçlerimde yanımda olmasını dilediğim gibi bir koç olmaya niyet ettim.

keşif yolunda sana eşlik etmek için burdayım. bu senin yolun ve sen yürüyeceksin . Yalnız olmak zorunda değil. KALBİMLE🫶

Dissosiyasyon nedir ? Kopan parçalarımızla nasıl tekrar temas ederiz?

Herkese selam.çok önemli olan bir konudan bahsetmek istiyorum. aslında yıllardır terapi sürecimde kopan parçalarımla bolca temas ediyorum fakat bugünlerde aile diziminde de gözlemlediğim ve kendimde gündeme gelen konu olduğu için paylaşmak istedim.

Önce kopma hali /ayrışma /dissosiyasyon nedir ona bakalım

Dissosiyasyon, düşüncelerden, eylemlerden, çevreden ve hatta anılardan geçici bir kopma hali yaşamaktır. Normal kopma, sıkıcı bir iş toplantısında hayal kurmak veya uzun bir otoyolda araba kullanırken anı unutup vardığın yere nasıl geldiğini unutturabilir . Ancak travmatik bir olay gibi çok fazla stresle karşı karşıya kaldığınızda zihninizin başa çıkma mekanizması da olması muhtemel. yıllardır ben de olduğu gibi . duygularımı baskılamak da uzmanlaştıgım gibi onları mantık olarak da açıklamaya çalışuyordum

İnsanların dissosiyasyonu nasıl deneyimledikleri farklılık gösterir; travmaya verilen doğal bir tepki, sakinleşmek için seçilen bir yol, hatta dissosiyatif bir bozukluğun veya diğer ciddi mental sağlık durumunun bir belirtisi olabilir.

son haftalarda cocukluk dönemimden kalmış, baskıladığım öfkeyle tekrar temas ettiğimden beri derin derin dalmalar ve kopma halleri yaşıyorum,geçen seansta öfkeyi ağlayarak ve boğazımın düğümünü sesle,ifade yoluyla rahatlattıktan sonra terapist: Selime neler oluyor? dediğinde,bedenen ordaydım,fakat gözlerimle sabit bir noktaya dalarak kopmuştum..daldım nerelerdeyim bilmiyorum gözümün önüne gelen görüntülerle baş etmenin ve yıllarca bedende tuttuğum duyguları boşaltmanın etkisiyle de gelen kopma hali beni cook uzaklara götürdü.terapist ben burdayım vb şeyler söylüyor fakat herşey flu,kopmayla , tekrar bağlanma arası biryerdeyim.güvenli alandayım biliyorum bilmem kopmama engel değil. dakikalarımı aldı geri gelmek,bırakılsam en güzel kaçış yöntemlerinden olan uyumayı seçerdim. işte bunlara travma cevapları diyoruz,özellikle cocukluk döneminde yaşadığınız zorlu deneyimin sizde bıraktığı etkiler sonrasında bu durumla yalnız baş etmek zorunda kaldıysanız,güvenli bir alanda temasla yatıştırılmadıysanız.beyin sizi hayatta tutmak için bu deneyimi bilinçaltının çok derinliklerine atıyor fakat beden kayıdı tutuyor.sinir sisteminde polivagal teoriden hatırlarsanız dorsal vagal aktif yanı donma hali oluyor.

o yaşadıgımız deneyim her neyse onunla başa çıkmak için sinir sistemin kendini koruması aslında. hayatta kalmaya devam edilsin diye deneyimi ve etkilerini donma moduna alıyor.

Arzu aile dizimlerinde buna ruhun kopan parçaları der. işte oralarla temas ederek gerçek iyileşme oluyor(Atalarımızın deneyimleri,sırları da bizim sinir sistemimizde kayıtlı,farketmeden özdeşleşme oluyor )

 Dr. Hunter Kopma ile ilgili “Kişi öznel olarak ayrışmayı, bedenin dışında uçmak, duygularına karşı hissizleşmek veya bir şeylerin doğru olmadığını ve gerçekliğin bir şekilde gerçek dışı hissettirdiğini hissetmek olarak deneyimleyebilir” diyor.

Mesela eyleme geçemediğinizi,odaklanma sorunu yaşadığınızı veya düzgün düşünemediğinizi farkediyorsunuz. Nefes almak gibi yaşam için gerekli olan belirli kısımlar dışında beyin çevrimdışı oluyor,bedende bu noktada hayatta kalma moduna giriyor. Bunun nedeni, zihninizin bilinçsizce stresin veya acı verici anıların yeniden yüzeye çıkmasını engellemek için ayrışmasıdır. Ayrışmanın şiddetine ve etkisine bağlı olarak, dışlanan kişinin gerçekliğe ‘geri dönmesi’ biraz zaman alabilir.

örneğin benim durumuma şu an bakıldığında koyulan teşhislerin hepsinin altında küçüklü büyüklü travmalar yatıyormuş,mesela sindirim sorunları olarak aldığım bağırsak teşhisleri(leaky gut,histamin vs ) sürecinde hissettiklerime benzer semptomları şu an da hissedebiliyorum donan parçalarla temas ettiğimde . eskiden olsa ah bağırsağım tekrar mı geçiriyor,Ince bağırsağímda bakterim mi çoğaldı ,kaşınınca alerjık reaksıyon histaminden ötürü mü gibi şüphelere düşerdim:) bedenle bağlantıya geçtikçe çözülmeleri anlayabiliyorum.özdellikle yüksek anksiyete yaşayan kişilerin sindirim sorunları yaşaması süpriz olmuyor

Peki Kopma Belirtileri Nelerdir?

Dr. Romanoff, ayrışma semptomlarının hafiften aşırıya kadar değiştiğini, ancak her iki durumda da yakın çevreyle ilgili farkındalığınızdan bir kopukluk içerdiğini söylüyor. Belirtilerin şunlar:

Duygulardan kopma hissi

Zamanın, kişilerin veya olayların hatırlayamama (özellikle çocukluk deneyimlerini)

Benlik algısı zayıflığı

Beden dışı deneyimler

Depresyon, anksiyete ve intihar düşüncesiyle ilişkili ruh sağlığı belirtileri

Çevreyle, arkadaşlar veya aile ile ilişki sorunları

Stres ve iş sorumluluklarında başa çıkmada zorluk

her bi maddenin ben de karşılık bulduğu süreçlerden geçtim çok şükür ki iyileşmeyi seçtim.muhtemelen panik ataklar başladıgında terapi olmasaydı kim bilir uzmanlar tarafından başka ne teşhislere maruz kalıcaktım 🙂 bu sebepten birazdan aşağıda paylaştıgım mental problem gibi gösterilen hastalıkların,ilacla kontrol altına alınmaya çalışılan semptomların artık bir travma cevabı olduğunu tekrar o parçalarla temas etmenin iyileşmede en önemli yol olduğunu biliyorum..

Bu teşhisler de Kopmanın getirdiği mental sağlık sorunlarına örnektir:

Bipolar bozukluk

Panik atak

Travma sonrası stres bozukluğu

Şizofreni

şimdi anlıyorum ki Bali’de tekrarlayan yoğun panik ataklar aslında travma çözülmesiymiş,orda yaptığım yoğun çalışmalarla beraber terapide temas ettiğim alanlardan

sonra sadece donan parçalar eriyormuş,içsel çalışmaların dozajını biraz fazla kaçırınca ,şiddeti de ona göre oldu,aslında bedenin bana dur deme şekliydi. donan parçaların somatik calısmalardan sonra ortaya çıkmasının sağlıklı olduğunu düşünüyorum nereyle çalışılması gerektiğini gösterebilir.

diğer önemli şey de yoga,meditasyon,nefes,eft bu tarz çalışmaların neden tek başına işe yaramadığını anladım.uzun yıllardır sorguluyordum bunu,bugün terapiste sorunca da emin oldum.daha öncelerde de bahsettiğim co regulasyon etkisi çok büyük, o çözümlemeler olurken yeni nöral ağlar oluşurken ve bu sinir sistemine işlenirken(ortalama24-72 saat) bir başkasının mevcudiyetine ihtiyac duyarız,başkasıyla beraber temas etmenin,görülmenin iyileştiric gücü tek başına … meditasyonu veya içsel çocuk meditasyonu ile aynı etkisi olmuyormuş travma iyileşmesi ve çözümlenmesinde .hatta zamanında yoga ve meditasyonu bir bypass olarak kullandığımı da farketmem geç olmadı😙

Nefes, yoga,meditasyon gibi zihin/beden araçlarının terapiye sadece destek olabileceğini çok iyi anladım .

dilerim yaşadığınız ne olursa olsun kendinize uygun,güvenli bağ kurabileceğiniz travmayı bilen kişilere denk gelin . size koyulan teşhisler kaderiniz değildir,iyileşme mümkün,sabırla,adanmışlıkla yürünecek bir yol bu. kapanışımı sevdiğim holistic psychologist Dr Nicole’n sözleriyle yapayım🙂

Healing is slow. It takes time. It takes rest. Patterns are created over years and decades. Be kind to yourself as your mind and body adjusts. Be patient as you learn life beyond survival mode. So many people expect quick fixes or that they’ll never fall into old patterns. We will fall into old patterns, it’s inevitable. Our journey requires self trust and self compassion.

İyileşme yavaştır. zaman alır. Dinlenmeyi gerektirir. Örüntüler yıllar ve on yıllar boyunca oluşturulur. Zihniniz ve bedeniniz uyum sağlarken kendinize karşı nazik olun. Hayatta kalma modunun ötesindeki hayatı öğrenirken sabırlı olun. Pek çok insan hızlı düzeltmeler bekliyor ya da asla eski kalıplara düşmeyeceklerini düşünüyor. Eski kalıplara düşeceğiz, bu kaçınılmaz. Yolculuğumuz kendine güven ve öz şefkat gerektirir

Kalbimle 🪷

Daha iyi uyumak ister misiniz?

Eğer buradaysan, tahminimce cevap evet.haklısın! kaliteli uyuduğumda kendimin daha mutlu, daha sağlıklı ve enerjik bir versiyonu oluyorum ve bunun birkaç nedeni var. Konu uykuya gelince zorluk yaşamak, ister uykuya dalmakta zorluk, ister derin uyku, ister aldığınız uykunun kalitesi olsun,danışanlarda da ortaya çıkardığı en yaygın semptomlardan biridir.

Uyku zorluğu, çeşitli zihinsel ve fiziksel sağlık sorunlarıyla da ilişkili bir semptomdur.ayrıca duygusal boyutu da vardır

*Uyku ve zihinsel sağlık el ele gider; hepsi olmasa da çoğu zihinsel sağlık sorunu uyku sorunlarıyla ilişkilendirilir. Genel olarak uyku sorunları zihinsel sağlık sorunlarının bir sonucu olarak görülüyordu. Buna itiraz edilmese de, kanıtlar uyku sorunlarının yeni zihinsel sağlık sorunlarının oluşmasına ve mevcut olanların sürdürülmesine katkıda bulunabileceğini de göstermektedir. Başka bir deyişle, uykunun artık zihinsel sağlıkla çift yönlü bir ilişkiye sahip olduğu düşünülüyor; uyku sorunları muhtemelen çeşitli zihinsel sağlık sorunlarının hem başlangıcını hem de seyrini etkiliyor” (araştırmalar böyle diyor)

Yani uykumuzu iyileştirmek zihinsel sağlığımıza fayda sağlayabilir! Uykumuzun kalitesi sinir sistemimizin ne kadar iyi çalıştığında da rol oynar. Örneğin stres etkenlerini ele alalım; eğer kötü uyuyorsak (ki bu bir tür fiziksel stres etkenidir), stres durumlarıyla daha az başa çıkabiliriz ve daha kolay etkilendiğimizi görebiliriz.

Daha iyi uyumak için birkaç bütünsel ipucu ve püf noktası paylaşacağım;

1. UYKU ÖNCESİ ALIŞKANLIKLAR

alışkanlıklarımız biz biz yapar dimi,belki diyeceksin, uyku alışkanlıklarım neler? bilerek bir dinlenme rutini oluşturmak, günün koşuşturmacasından çıkıp dinlenme durumuna geçmemize izin verme konusunda emek vermek ve rahatlamayı engelleyen şeyleri ortadan kaldırmak önemli adımlar olabilir.

odanızı rahatlatıcı bir şekilde ayarlamak yardımcı olabilir.mesela öncesinde havalandırmak,yastığa lavanta yağı damlatmak (favorim :)) cilt bakımı rutini yapmak veya dinlendirici müzik açmak gibi,rahatlamanıza neyin yardımcı olabileceğini keşfedin .

bir ara uyku kalitemi ölçmek için fitbit kullanıyordum artık takip etmesem de bu tarz cihazlardan da fayda alabilirsiniz.

2. DÜŞÜNCELERRRR 💭

Geceleri uzanıp kendinizi yorgun hissettiyseniz ve uyumaya hazır olduğunuzda zihniniz hızla çalışmaya başladıysa —— bu tam size göre . Yatağınızın yanına bir günlük veya not defteri bırakın ve yatmadan önce rutin yazı yazmanın bir parçası olarak 5-15 dakikanızı ayırın. Bu, stres yaratan etkenleri, endişeleri ve yapılacaklar listesini arkanızda bırakıp günün koşuşturmasından uzaklaşmak için harika bir geçiş adımıdır.yazmak benim hayatımda önemli rol oynuyor,özellikle akşamları içimizdeki şeyleri alıp kağıda dökmek onları daha net görebilmenizi sağlar ve onlarla etkileşim şeklimizi değiştirebiliriz. Günlük tutmak bunu yapmanın harika bir yoludur. Düşüncelerimiz o kadar hızlı hareket ediyor ki, bırakın yeniden yönlendirmeyi, onlara yetişmek bile zor oluor(eski overthink’çilerden kim kaldı 😂)

olağan tehlikeyi öngörmek için doğuştan gelen bir doğaya sahibiz ve çoğu zaman stres yaratan durumların veya kaygımızın ipuçlarının işlevi, hazırlıklı olabilmemiz için başımıza ne geleceğini tahmin etmeye çalışır. İşin zorlayıcı kısmı,bunların coğu gerçekleşmez ve biz yinede kendimizi maruz bırakırız

O halde, bu düşünceleri kağıda dökün. Bunların arkasında iyi niyetlerin olabileceğine biliniz. kendini korumak istemek gibi:)ve şimdi iyileşmenin ve en derin

işlemlerin gerçekleştiği uyku alanına geçmeye izin verin:)

3. YAVAŞLAMA RUTİNİ – MEDİTASYON

Bir dinlenme rutini oluşturmayı düşünürken, rahatlamanıza yardımcı olacak veya sinir sisteminizi düzenleyecek şeyleri dahil etmeye çalışın. Meditasyonlar,nadi shodhana nefes tekniği (favorilerimden yine) gibi..

〰 meditasyon uygulamaları:

benim favorim her zaman Arzunun sesi. (podcast Arzu Ôzev ) eminim Türkce bolca meditasyon vardır.diğer bir harika kaynak da Insight Timer’dır . Bu uygulamada pek çok ücretsiz meditasyon ve seçenek var. Belki uyku meditasyonları, masallar veya müzik için uyku bölümünde arama yapmayı deneyebilirsiniz.

4. AŞAMALI KAS GEVŞEMESİ

Bir dinlenme rutini için listenize ekleyebileceğiniz bir öneri, kas gevşemesi olacaktır. Bu rehberli meditasyonlar(yoga nidra gibi) baştan ayağa kadar kaslarınızdaki gerginliğin gerilmesi ve serbest bırakılması konusunda size yol gösterir.

Doğal olarak gün boyu vücudumuzda gerginlik yaratırız ve sinir sistemimizin ne kadar iyi çalıştığına bağlı olarak oldukça fazla ekstra gerginlik + tutmayı taşıyabiliriz.

Aşamalı gevşeme egzersizleri, vücudu rahatlatarak, kan basıncını düşürerek, kan dolaşımını uyararak ve kas gevşemesini sağlayarak sempatik sinir sisteminin dengelenmesine yardımcı olur..

5. RAHATLATICILAR

Üçe ayırabiliriz bunları: fiziksel, zihinsel ve duygusal.

Fiziksel rahatlama,sıcak bir banyo veya duş, yin yoga veya streching olabilir

Zihinsel rahatlatıcı, görselleştirmeler, zihninizi yavaşlatan müzikler dinlemek,yoga nidra ve rahatlatıcı meditasyonlar ve aromaterapi kokuları (mumlar ve uçucu yağlar gibi) kullanmak olabilir

Duygusal yatıştırıcı, sevdiğiniz biri veya evcil hayvanlarınızla konuşmak veya onların yanında olmak, şükran uygulaması,eft tekniği olabilir(son aylarda rutinime ekledim harika)

6. EKRAN SÜRESİNİ EN AZA İNDİRMEK

Platformların olabildiğince fazla zamanımızı alacak şekilde tasarlandığı bir çağda sosyal medyayı sınırlamak o kadar zor olabiliyor ki. Düşüncelerin birbiriyle yarıştığı bir oyun alanı 😀

Dinginliğe sahip olmak için, telefonunuzla / bilgisayarınızla / televizyonunuzla bağlantınızı kesmeniz uykuya hazırlık sürecinde etkili olucaktır

Belki bu aktiviteleri bedenle  bağlanmanıza yardımcı olacak bir şeyle (esneme gibi) değiştirebilirsiniz. Ya da dikkatinizi dağıtacak ve daha fazla anda kalmanıza yardımcı olacak bir şey (okumak gibi).

7. BESLENME

Benim açımdan o kadar önemli bir konu ki. gün icinde kan şekerini destekleyen, dengeleyici öğünler tüketmek sadece gün içindeki enerji seviyenizi degil aksam uykunuzun kalitesini de belirleyecektir . özellikle işlenmiş gıda , fast food tarzı gıdalar vücutta fazla inflomasyon oluştururken ,şeker ve kafein alımı da genel yaşam kalitenizi ve uyku kalitenizi etkilicektir . ⏰yatmadan önce atıştırmak, biliyorum bir çok araştırma akşam yemeğini uyku öncesi en az 3-4 saat önce bitirmemizi söyler,aralıklı orucu önerir fakat siz yine de bedeniniz dinleyin ve özellikle canım kadınlar kendinizi aç yatağa yatırmayın:) minnak bir protein-karbonhidrat kombinasyonu mışıl uyutur (benim için bazen smoothie) cranberry juice ve muzun etkisini de okumuştum.bu konuyla ilgili araştırmanızı yapabilirsiniz özellikle ‘bed time snacking’ faydaları olarak . deneyin ,araştırın:)

*Ayrıca Magneyuz bisglisinat bana çok iyi geldi . lütfen doktorunuza danışın

8.BİRİKMİŞ TRAVMALAR

Bunun geleceğini hepimiz biliyorduk dimi:)

buraya vurgu yapmadan geçemem çünkü kendi uykusuz gecelerimin düzene girmesindeki en büyük katkı duygusal boyutların çözülmesiyle gerçekleşti .3 ile 4 arası kalp çarpıntısıyla uyandığım gecelerden mışıl mışıl uydugum gecelerdeysem sebebi derinlere gömülmüş,karanlıkta kalan duygularla temas etmemdir. İnsomnia,anksiyete,overthinking/ruminasyon (sürekli zihinde dolanma ) bunların sebebi bedende güvende hissetmemektir yani fazla duygusal birikimin olması.

*çin tıbbına göre gece yarısı 3 civari uyanmak karaciğerle ilgilidir detox yaptığı saat aynı zamanda duyguların da detoxunun yapldığı saat ve karaciğerin duygusu öfkedir,eğer bedeninizde serbest bırakılmamış ve birikmiş öfke hissediyorsanız(tutulmamış yas ve kayıplar için de söylenir) bunu rahatlatmanın yoluna bakabilirsiniz ..

Umarım bu ipuçları sizin için yararlı bir kaynak olur.. koçluk desteğine ihtiyaç duyarsanız buradayım .

Kalbimle 💓

‘Polyvagal Teori ‘ bakış açısıyla stresli olduğumuzda bedenimizde neler olur?

Hızına yetişemediğimiz dünyamız sürekli stresi beraberinde getiriyor. Sinir sistemlerimizin dinamiklerini anlamak yaşam kalitemizin anahtarı haline geldi 🔑

Dr. Stephen Porges’in öncülüğünü yaptığı Polivagal Teori, vagus sinirinin strese ve sosyal etkileşimlere verilen duygusal tepkilerin yönetilmesinde nasıl önemli  rol oynadığını anlatıyor.

Vagus gezgin anlamına gelir. Bu sinire “gezici sinir” adı verilir çünkü iç kulak, yüz, ses telleri, akciğerler, kalp ve sindirim organları da dahil olmak üzere vücutta birçok yeri innerve eder. (VAGUS siniri mucizesi adlı yazımda detaylı var )

Polyvagal Teorisi, vagus sinirinin otonom sinir sisteminin işlevlerine aracılık etmede oynadığı rolün ana hatlarını çizerek sinir sistemimizin evrimi hakkında devrim niteliğinde bir bakış açısı sunar.Teori, vagus sinirinin fiziksel hayatta kalmadaki rolünün yanı sıra fizyolojik durumumuzun duygusal ve sosyal deneyimlerimizi nasıl etkilediğini vurguluyor.

Teori, sinir sisteminin tehditlere nasıl tepki verdiğine dair zengin bilgiler sunuyor, aynı zamanda stres yönetimi söz konusu olduğunda vagus sinirini güçlendirmenin yararlılığını da vurguluyor. Duygusal zekayı ve sosyal bağlantıların dinamiklerini daha iyi anlamak istiyorsanız Polyvagal Teorisi hakkında video ve kitap bolca var.

Üç kritik sinir yolu, hayatta kalma tehditlerine ve stres faktörlerine nasıl tepki verdiğimizin yanı sıra sağlık ve sağlıklı yaşamda da rol oynar:

1. Ventral yol : Dinlenme ve sindirme

-burası bedende güvenlik hissinini olduğu,sosyalliğin,göz temasının olduğu kısacca sosyal sinir sistemi alanı

2.Sempatik yol: Savaş veya kaç enerjisini harekete geçiren

-burası yüksek uyarı alanı,aşırı hareket,öfke patlamaları,asosyal ayrışma,panik olduğu alan (genelde anksiyete,panik atak teşhisi sık görülür)

3. Dorsal yol: Enerjiyi hareketsizleştirme ve kapatma

-burası donmanın olduğu,düşük kalp ritmi,asosyal çöküş,kopma halleri (genelde depresyon teşhisi)

🛎️Vagus Siniri + Duygusal Düzenleme

Sinir sistemi bir tehdit veya tehlike algıladığında vagus siniri otonom sinir sisteminize yanıt vermesi için işaret verir; bunlar sizin savaşma, kaçma, donma veya bayılma reaksiyonlarınızdır. Bu tepkiler, sinir sisteminin hayatta kalmayı teşvik etmek için milyonlarca yıllık evrim boyunca geliştirdiği stratejilerdir.

Vücudumuz stres ve korkuyu, kalp atış hızının artması, sığ nefes alma veya göğüste sıkışma hissi gibi fiziksel semptomlar olarak ortaya çıkabilen çeşitli sinyaller aracılığıyla iletir. Duygusal olarak, artan kaygı, sinirlilik yaşayabilir veya etrafımızdakilerle bağlantımızın kopmuş olduğunu hissedebiliriz. Bu işaretleri tanımlamayı öğrenmek, vücudumuzun bir sıkıntı durumuna girdiğini anlamamız açısından çok önemlidir.

STRES VE KORKU BELİRTİLERİNİ TANIMAK | Stres tepkilerini etkili bir şekilde yönetmenin ilk adımı vücudumuzun sinyallerini anlamaktır. Hızlı kalp atışı, sığ nefes alma veya endişe duyguları, stres ve korku yaşadığımızın işaretleridir.

VENTRAL VAGAL YOLUN DEVREYE ALINMASI | Derin nefes alma, soğuk suya maruz kalmak ( canım kadınlar dikkat bizim sinir sistemlerimiz çok hassas),hareket ve sosyal bağlantılar ile ventral vagalı harekete geçirebilirsiniz. Bu aktivasyon, vücudumuzun stres tepkisinden sakin ve duygusal düzenleme durumuna geçmesine yardımcı olur.

Ventral yol dinlenme, yenilenme, homeostazis ve sosyal bağlantı yoludur. Ventral yolla güçlü bir bağlantıya sahip olduğumuzda, yaşamda daha fazla huzur, mutluluk ve denge hissetme eğilimindeyiz. Vagus siniri otonom sinir sisteminin ventral yoluna olan bağlantımızı destekleyebilir. Ventral yolun işleyişini güçlendirmek ve bu yolu bunaldığınızda harekete geçirmek için baş etme stratejilerini öğrenmek, dayanıklılık ve dengeyi geliştirmenin bir yolu olabilir. Ventral yolu devreye sokmak, dinamik bir dünyada mevcut, bağlı ve uyarlanabilir kalma yeteneğimizi geliştirir.

STRES YÖNETİMİ İÇİN KİŞİSEL BİR ARAÇ SETİ OLUŞTURMA | Farkındalık,nefes,yoga,Eft veya doğa yürüyüşleri gibi seçimler, stresi yönetme yeteneğimizi önemli ölçüde artırabilir. (deneyimden bu uyarıyı ekliyorum başkasıyla deneyimleyecekseniz lütfen kişinin travma bilgisi olsun,kendinizi teslim etmeden önce uyuma,enerjinize dikkat edin)

Korku ve stresi yönetme yolculuğu, duyguları ortadan kaldırmak değil, onlarla  başa çıkmayı öğrenmekle ilgilidir. Ventral vagal sistemimizi düzenli olarak devreye sokmak ve duygusal düzenleme için size iyi gelen kaynakları bulmak, dayanıklılığı artırır; bu da bizi, duygusal durumumuzu düzenlemek için gereken araçlara ve anlayışa sahip olduğumuzu bilerek, hayatın zorluklarıyla güvenle ve uyumla yüzleşmeyi getirir

POLYVAGAL TEORİSİNİ BENİMSEMEK, strese ve korkuya verdiğimiz tepkileri daha iyi anlamamızı ve yönetmemizi sağlar. Vagus sinirinin reaksiyonlarımızı nasıl etkilediğini bilmek, özellikle sakinliği ve dinginliği teşvik etmek için ventral vagal yolu aktive eder

VAGUS SİNİRİNİ ÇALIŞTIRMAYA YÖNELİK PRATİKLER : odaklanmış nefes alma, farkındalık, meditasyon,şarkı söylemek,ıslık öttürmek ve olumlu sosyal etkileşimler yer alır. Bunlar sadece ani stresi azaltmakla kalmaz, aynı zamanda uzun vadeli vagal tonunu da geliştirerek duygusal düzenlemeyi geliştirir. Ek olarak, kendine şefkatli ve gelişme odaklı bir zihniyet geliştirmek, dayanıklılığı artırır ve duygusal zorlukların üstesinden daha etkili bir şekilde gelmemizi sağlar.

Polyvagal Teorisi bize stres yönetimi konusunda güçlü bilgiler veriyor. Vücudunuzun sıkıntı sinyallerini öğrenerek ve sakinleştirici işlevleri bilinçli olarak etkinleştirerek kişisel dayanıklılığınızı geliştirebilirsiniz. Polyvagal Teorisi, herkesi hayatın iniş ve çıkışlarıyla daha kolay başa çıkma konusunda donatır ve bu fikirleri uygulamak, hem kendimizle hem de başkalarıyla daha geniş ve zengin bağlantılara yol açar 🙂

Eğer zorlanıyorsanız destek almayı ihmal etmeyin,yalnız değilsiniz co regülasyonun(karşındaki kişinin sinir sistemi ile düzenlenmek ) gücü yadsınamaz,kendi süreçlerimde yukarda örneklendirdiğim teşhisleri aldığımda çok sorguladım , en önemlisi hiç biriyle kimliklenmeyi seçmedim,anlamayı seçtim.Psikoterapi yolu benim için en güvenlisiydi.Altta baskıladığım ve yüzleşmekten çekindiğim hatta ne oldugunu bile bilmediğim olay ve duygularla , çocukluk örüntülerimle güvenli ve şefkatli bir ortamda yüzleştim. Sinir sistemini tanımak da zorluk çekiyorsanız normal.Hepimizde olduğu gibi küçük,büyük travmalara maruz kaldık.önce oralara bakmak gerekir bunu da yalnız yapmak güç olur. sinir sistemi kayıtları genetik aktarımlarla da gelir en çok çocukluk döneminde şekil alır . tabi ki degistirmek mümkün bahsedilen çalışmalarla

(Travma bize ne yapar yazıma bakabilirsiniz)

https://selisjourney.com/2024/02/24/travma-bize-ne-yapar/

Mesela sevdiğiniz bir yakınınızı kaybettiniz fakat yasını tutamadan hayata devam etmek zorunda kaldınız. o acı,kayıp o an görülmedi fakat sinir sisteminde kaydı var . yok olmaz, bir yere gitmez , sizi donma haline sokar .hissetmeye izin vermediğiniz ve inşa ettiğiniz hayatta üzerine başka duygular da eklenir..Belki güvenli alanda bir kez daha dile getirmek ve her neyse bedenden çıkmak isteyen duygu, hareket ona izin vermek ..

(Somatik çalışmalar bu sebepten kıymetli)

Hepimiz bedenimizde güvenli ve Ventral yoldan yaşamayı hakediyoruz 😊

Sormak istediğiniz soru veya paylaşım olursa burdayım . Kalbimle 💓

Otoimmun hastalıklar ve kadınlar ?

Gördüğüm en çarpıcı istatistiklerden biri otoimmün hastalık teşhislerinin %80’den fazlasının kadınlara ait olması. Fonksiyonel tıp sağlık koçu olduğumu paylaştığımdan beri çevremde daha fazla gözlemler ve duyar oldum, son danışanlarım bu teşhislerle geldi.zamanında aldığım geçirgen bağırsak teşhisi beni ne kadar korkutmuştu hatırlıyorum..

peki bu neden olabilir? Bu kadar şaşırtıcı bir rakamı anlayabilmek için öncelikle otoimmün hastalığın gerçekte ne olduğuna bakmamız gerekiyor. Otoimmün olduğunuzda vücudunuzda neler oluyor? Peki kadınların artrit ve lupustan çölyak hastalığı ve MS’e kadar uzanan bu rahatsızlıklardan neden bu kadar çok acı çektiğine dair Batı tıbbının görüşü nedir? Öte yandan gerçek, olası temel nedenler nelerdir?hadi bu yazıda biraz inceleyelim,derinlemesine araştırma yaptım ve dr paria’dan ve tabiki kendi iyileşme yolculuğumdan da ilham aldım..

OTOİMMÜN HASTALIKLAR

Düzgün çalışan bir bağışıklık sistemi, vücudunuzu tehlikeli patojenlere ve virüslere karşı korumak için sürekli çalışır. Elbette bu sistemin oturmasına çok ihtiyacımız var. Tehlike, bedeniniz kendisinden olan ile olmayan arasında ayrım yapmakta zorlandığında ortaya çıkmaya başlar.

Bunun patojenik olarak göründüğü şey , tehlikeli bir yabancı istilacının aksine vücudunuzun kendi proteinlerine tepki verecek şekilde programlanmış esasen antikorlar olan otoantikorların üretimidir .

Otoantikorlar, B ve T lenfositleri tarafından üretilir ve kendi kendine antijenlere (vücudunuzun kendi bağışıklık sistemi tarafından sentezlenen antijenler, örneğin karaciğer veya böbrek hücresi) bağlandıklarında, hastalık olarak kendini gösteren ciddi hasara neden olmaya başlarlar. Elbette otoantikorlar o kadar da kötü değil. Çok önemli hastalık biyobelirteçleri olarak hizmet ederler ve bağışıklık sistemi homeostazisinin korunmasında koruyucu olarak hizmet etmenin yanı sıra bağışıklık sistemini önemli ölçüde anlamamıza yardımcı olurlar. Doğada herhangi bir denge bozulduğunda, koruyucu olması için tasarlanan bir şey çok hızlı bir şekilde tehlikenin kendisi haline gelebilir. Bazen bağ dokusu hastalığı olarak da adlandırılan otoimmün hastalık, bu otoantikorlar tüm doku/organ sistemlerine saldırmaya başladığında gelişir.

Otoimmün Hastalığın Yaygın Belirtileri 

  • Eklem ağrısı ve şişlik 
  • Tükenmişlik
  • Karın ağrısı ve/veya sindirim sorunları 
  • Şişmiş lenf düğümleri 
  • Döküntüler ve cilt sorunları 
  • Tekrarlayan ateş 

Kadınlarda sık görülen otoimmün hastalıklar 

  • Tip 1 Diyabet 
  • Multipl Skleroz (MS)
  • Romatoid Artrit 
  • Lupus 
  • Tiroid Hastalıkları (Hiper veya Hipo- vücudunuzun fazla tiroid hormonu üretmesine veya yeterince üretmemesine bağlı olarak) 
  • Sedef hastalığı 

Otoimmün hastalıkların yaygın olduğu ortada. Bir veya daha fazla teşhisle milyonları etkiliyor ve bu oran her yıl artıyor. Bunu durdurmak için neler yapabileceğimizi araştırmaya başlamadan önce, bunun neden olduğuna dair tıp camiasındaki çeşitli açıklamalara bakalım.

ALLOPATİK GÖRÜŞ: X KROMOZOMU HİPOTEZİ

Kısacası, modern Batı tıbbının neden bu kadar çok kadının bu hastalıklardan muzdarip olduğuna dair bir cevabı yok. Ancak son araştırmaların çoğu X kromozomuyla ilgili bir hipoteze dayanıyor. Kısa bir genel bakış için: hem erkekler hem de kadınlar 22 set aynı kromozom taşırlar, ancak kadınlarda 23’üncü kromozom farklıdır, bizde iki X var, erkeklerde ise XY var. araştırmalara göre tüm sorunların nedeni bu ekstra X’tir

Fazladan bir X kromozomumuz olduğu göz önüne alındığında, bunlardan birinin “susturulması” çok önemlidir, böylece erkeklerle karşılaştırıldığında iki kat daha fazla gen ekspresyonuna sahip olmayacağız. Bu susturma bir Xist proteini tarafından yapılıyor ve bu son araştırmada Dr. Chang, Xist proteinleri doğal hücre ölümü ve yenilenme sürecinde geri dönüştürüldüğünde vücudun onları kendinden olmayan proteinler olarak ayırt etmede sorun yaşadığına inanıyordu. saldırılar silsilesi. 

Diğer çalışmalar da X kromozomu hipotezini desteklemektedir ancak biraz farklı bir şekilde. X kromozomunun, bağışıklık hücreleri arasında sinyal molekülü görevi gören birçok protein taşıdığı göz önüne alındığında,başka bir çalışmada , bunlardan birinin susturulamamasının, kafaları karıştıran tehlikeli, yaygın sinyaller dizisine yol açabileceği belirtiliyor. bağışıklık sistemini harekete geçirir ve kendine saldırmasına yol açar . 

Bütün bunların çok sağlam bir mantığı var ama çoğumuza yeterli gelmiyor. Görünüşe göre bir şeyler eksik, burada araştırma çalışmalarının, ayrıntılı rakamların ve gen analizlerinin dokunamayacağı temel bir bağlantı var. 

BENLİK VE BENLİKSİZLİK: KADINLARA YÖNELİK DUYGUSAL SAVAŞ 

Bastırılan duyguların,zihnin bedende ifade bulduğunu artık biliyoruz. Bu noktada aslında bu açıklama için verilere ve araştırmalara ihtiyacımız yok. Hastalığı olan herkesle konuşabilirsiniz ve zihin-beden bağlantısının kanıtları açıkça ortaya çıkar. Şimdi bunu bir kadın olarak hayatı ve toplumu deneyimlemenin nasıl bir şey olduğunu bildiğimiz şeyle birleştirin. Küçük yaşlardan itibaren, başkalarının stres yaratan durumlarıyla , beklentileriyle başa çıkmak ve onların acılarını üstlenmek üzere eğitiliriz. Bu empatidir, değil mi? Hayır, sınırsız bir bağlantıdır. Merhamet/şefkat kelimesinin kendisi Latince “acı çekmek” anlamına gelir ve kadınların yaptığı da budur; biz de herkesle birlikte acı çekeriz. 

“Normal Efsanesi” adlı kitabında Dr. Gabor Mate bu konuya yoğun bir şekilde değiniyor. Kadınların öfkelenmelerine izin vermediklerini ve baskıladıklarını açıklıyor. Üstlendikleri ve içlerinde tuttukları, hem kendilerinin hem de kendilerinin değil, büyük miktardaki duygusal çalkantı nedeniyle kırgınlık büyüdükçe, bunlarla ilgili öfkeyi ifade edemezler ve bu hastalık olarak kendini gösterir.

Esasen, kendinizle hayatınızdakiler arasında sınırlar oluşturma konusunda nazik olmak, iç dünyanıza benlik ve benlik dışı arasında gerçekten bir ayrım olmadığının sinyalini verecektir. Elbette tüm bunların üstesinden tek bir kişi gelemez. Peki ne olur? Vücudunuz sizi korumak için her şeye saldırır.

Dr. Gabor Mate bunu şöyle açıklıyor: “…insanların duygusal ihtiyaçlarını kendilerinin önüne koymak, sağlıklı öfkeyi bastırmak ve diğer insanların duygularından sorumlu olduklarına inanmak, kimseyi hayal kırıklığına uğratmamak. Bu kalıplar hastalığa yol açar. Kendinizi ihtiyaçlardan ziyade sosyal olarak belirlenmiş rolünüz ve sorumluluklarınızla özdeşleştirdiğinizde kendiniz için stres yaratıyorsunuz. Bu kalıplar bilinçli, kasıtlı, kusurlu değildir. Bunlar travma tepkileridir”

Ayrıca gerçek, sağlıklı öfkenin o anın bir tepkisi olduğunu, suçluluk duygusuyla beslenmesi ve yanana kadar bodrumda tutulması gereken bir şey olmadığını açıklıyor. Bu, otoimmün hastalıklardan muzdarip bazı kadınlarda görülen kalıp ve tepkidir. Yıllarca kendilerine ait olmayan şeyleri üstlenirler, stres barındırırlar, öfkelerini bastırırlar ve sonunda her şey yanar ve bedenleri kendini küçümsemeye başlar. 

Duygusal emek terimi aslında bir kelime oyunu değildir; kendi ihtiyaçlarımızın yanı sıra başkalarının duygusal ihtiyaçlarını da üstlenmek gerçek bir iştir ve biz bunun ancak bu kadarının üstesinden gelebiliriz. Otoimmün hastalıkların, nasıl saldırdıkları nedeniyle bazen bağ dokusu hastalıkları olarak da adlandırıldığını daha önce belirtmiştim. Dr. Gabor Mate’in kadınları toplumlar arasındaki, herkesi bir arada tutan bağ dokusu olarak tanımlaması tesadüf değildir. 

Küçük yaştan itibaren annelerimizin herkesin acısını ve yükünü üstlenmelerini izlemek ve sonra büyürken bunun nasıl onay aldığımızın söylenmesi… sonunda bunun bedeli ağır olur. Kadınlar olarak kendimizi onurlandırmanın yollarını geliştirmemiz ve bedenimizin hücrelerine benlik ile benlik dışı arasında hiçbir ayrım olmadığını iletmeyecek sınırlar yaratmamız gerekiyor.çok net bir ayrım var. Yolunuza çıkan herkesi onurlandırmak ve kendinize değer vermek için buradasınız. Kendinizi iliklerinize kadar yıpratmadan sevmenin ve ışığınızı yaymanın bir yolu var. Hiç kimse stresin etkilerinden kaçamaz ve nasıl hissettiğiniz konusunda bedeninize yalan söyleyemezsiniz (ve nasıl hissettiğiniz geçerlidir ! başkasına anlamlı gelmese de duyguların mantığı yoktur,çevremde en zorlandığım konu)

HORMON BAĞLANTISI 

Her zaman bilimin desteklediği, modern tıbbi görüşlerle daha temel nedenlere dayalı duygusal bakış açısını bir araya getirmenin bir yolu vardır. Bu gerçek bütünsel tıptır. Otoimmün hastalıklar ve kadınlar hakkında yapılan son 2 açıklama arasındaki köprü hormonlardır.

 Erkeklerin her gün aynı olan 24 saatlik bir döngüyü takip ederken kadınların ise günden güne değişen aylık döngüsel bir yapıya sahip olduklarını biliyoruz. Bu güzel ve doğayla uyumlu ama kesinlikle mücadeleleriyle birlikte geliyor. 

Hormonal bir dengesizlik iltihaplanma ve hastalık durumlarına yol açmaya başlayabilir. Stres ve duygusal yüklerin yanı sıra çok sayıda çevresel faktör de kesinlikle bu dengesizliğe yol açabilir. Östrojenin aslında vücuttaki bağışıklık aktivitesini arttırdığı iyi biliniyor ve bu, menopozdaki kadınlarda östrojen düşük olduğunda otoimmün hastalık oranlarının gerçekten düştüğünü gösteren bazı araştırmalarla destekleniyor. Öte yandan progesteron, sakinleştirici doğası göz önüne alındığında büyük ölçüde koruyucu ve bağışıklık sistemini baskılayıcıdır .

Östrojen burada gerçekten önemli bir oyuncu. 

  • Çevresel toksinler ve yaşam tarzı değişiklikleri nedeniyle östrojen baskınlığı daha yaygın bir sorun haline geldiğinden , bu yıllarda kendimize bakmak çok önemlidir. Otoimmün hastalıkların başlangıcının östrojen baskınlığıyla ilişkili olduğunu görmek hiç de nadir değildir.
  • Östrojen aslında ürettiğiniz antikorların miktarını artırarak iltihabı artırma yeteneğine sahiptir ve bu da otoantikorların miktarını da artırabilir. 
  • Östron adı verilen bir östrojen türü, vücudunuza ve gerçek DNA’ya zarar veren bir metabolite de dönüştürülebilir. bu metapolit ile lupit arasinda doğrudan bağlantılara bakılmıştır.
  • Kronik stres, hücrelerinizin kortizole karşı duyarsızlaşmasına ve düzensiz bir stres tepkisine neden olabilir, bu da yaygın inflamasyona yol açar.

UMUT

Artan sayıda toksin, kirletici, stres etkeni, ilaçla dolu bir dünyada yaşamak… Yukarıdakilerin hepsi, kadınlarda otoimmün hastalıkların yükselişi gibi istatistikleri izlemek can sıkıcı olabilir.anlıyorum

Bakış açınızı ve hayat tarzınızı değiştirmenizin önemli olduğu yer burasıdır. Kendi sağlığımız söz konusunda her zaman seçimlerimiz vardır. En azından vücudumuza koyduğumuz yiyecekleri ve günlük hareket şeklimizi kontrol edebiliriz. Detoks sırasında vücudumuza nasıl yardım ettiğimizi, yaşamlarımızda sürdürdüğümüz ilişkileri, neyin bize ait olduğu ve neyin olmadığı arasında çizdiğimiz sınırları, stres seviyemizi algılama ve yönetme şeklimizi ve genel olarak stres seviyemizi kontrol edebiliriz. döngüsel doğamız ve hormonlarımızı uyum içinde yaşayabiliriz. desteğe ihtiyac duyarsanız ve nereden başlayacağınızı bilemiyorsanız bana ulaşabilirsiniz

*kaynaklar: pubmed de östrojen baskınlığı ve otoimmün hastalıklar yazarak araştırabilirsiniz

Geçmiş deneyimler şimdi’nin seçimlerini nasıl etkiler?

uzun bir aradan sonra ilk kez gym e gittim bugün. evet evet bildiginiz ağırlıklar,aletlerin olduğu 😁o kadar özlemişim ki tadını çıkarayım derken eski korkular pörtleyiverdi..

ya tekrar hormonlarım zarar görürse ya eski sporcu beslenmesine dönerken metabolik olarak sorun olursa, şeker dengesini yapamazsam (sanki insulin görevini yapmak için salgılanmıyor pankreastan bana kaldı 😂) ya ağrılarım artarsa , uykularım tekrar bölünürse bla bla blaaa. son yıllarda yasadığım deneyimlerin etkisini ve gücünü gördüm.

susmayan zihin başladı cırlamaya🙃 aynaya bakıp o halime gülümsedim , dışardan devasa 1.83 lük sporcu bir hatun içerde vız vızıldayan dış sesler ve korkmuş çocuk 👧

yaşadığım onca deneyimden sonra biraz haklı da olabilirler🫢

başladım hatırlatmalara. sakin 🧘🏻‍♀️ bu defa zihinden değil sezgiden hareket ediyoruz hatırla .

fazla gelirse durursun, başın ağrırsa dinlenirsin, öğün atlamazsın, yanına meyve veya protein barini koyarsın , bak başında antrenör yok, ulaşılacak hedef yok, amacımız sağlık 🙃buluruz, hallederiz.

içimdeki yetişkinle,çocuğun arada böyle kısa konuşmaları olur. bugünde antreman başlamadan kendini bilen, güvenen , iddialı tarafım çözüverdi hemen mevzuyu😄

aslında hayatın içine baktığımızda korkular bizi nasıl da anı yaşamaktan alıkoyuyor

bi düşünsenize . yıllar önce ‘self help’ (kişisel gelisim demekten hoşlanmam ) kitaplarına başladığımda Tony robins’in sözleri aklıma gelir böyle anlarda ‘yaptığımız seçimleri ya sevgiden ya korkudan gelir ‘ boom 💥

ve eğer farkında değilsek seçimlerimizi bilinçli yapmıyoruz. koşullanmış zihinden geliyor. çünkü geçmişin deneyimleri güçlü ve kayıtlı ( bir önceki travma yazısını ve daha öncekileri hatırlayın)

Arzu’da gecen cesaret kafası egitiminde korku size böö yaparsa sizde korkuya böö yapın diyordu 😨😂hakkaten hacker’lık yapalım , inançlarımıza , düşüncelerimize hatta otomatikleşmiş her kalıba..

aslında korkulara yakindan bakarsak,korkunun kendisinden daha fazla anlam yüklediğimizi görebiliriz .

Osho korku kitabında şöyle diyor ;

Korku nedir? Öncelikle korku, her zaman bir tür arzuyla ilgilidir. Ünlü biri olmak istersin, dünyadaki en ünlü kişi; işte o zaman korku vardır. Ya başaramazsan? Korku başlar. Korku, arzunun bir yan ürünüdür. Bir kadına sahip olmak istersin ve yarın onunla olamayacağından, onun başka birine gidebileceğinden korkarsın. Hala hayattadır, gidebilir. Bir eşyaya sahip olabilirsin, korku yoktur.

✨Ama bir insana sahip olmaya çalıştığında, korku başlar. Korku, sahip olma arzusundandoğar; bir yan üründür; sahip olmak istersin, o yüzden korku başlar.

Unutma! Sadece nesnelere sahip olabilirsin, insanlara değil.

✨Önce, tüm hükümlerini, yargılarını, değerlendirmelerini bir kenara bırak. Korku, gerçekliktir ve bir enerjidir. Yüzleşmek, anlaşılmak zorundadır. Ve sadece anlayışla, dönüştürülebilir. Başka hiçbir şey yapmaya gerek yoktur; anlayış onu dönüştürür.

✨Onun doğallığını kabul et – doğal olduğunu, kaçınılmaz olduğunu kabul et. O gerçeği kabul et ve devam et. Onu bastırma ya da onun seni engellemesine izin verme. Ona rağmen, ilerlemeye devam et. Titreyeceksin elbette, çünkü korku orada, ama ilerlemeye devam et. Titresen de, devam et..

korkularımızla yüzleşebilme onlara rağmen adım atabilme cesareti dilerim hepimize💫

Travma bize ne yapar ?

Tekrar merhaba,taze koç olarak önceliklerim değişti yazılar sekteye uğrayabilir affola 🙂

bugün biraz travmadan bahsedeyim istedim sanki daha önceki yazılarımda bahsetmemişim gibi 🙂

öncellikle travma nedir ?sevdiğim dr gabor mate amcam şöyle tanımalar ;

aralarında ihmalkarlığın da bulunduğu her tür fiziksel ve duygusal suistimal tarafından tetiklenen fakat herkesin kendi kendine açtığı bir “psişik yara” .

en sevdiğim tanımlardan biri de ‘travma size olan şey değildir o sırada içinizde ne olduğudır!

Peki bize etkisi nedir ? kendi deneyimlerimden harmanlayarak cevap vereceğim. özellikle son zamanlarda aile dizimlerini de katarsak travma alanında bolca bulunuyorum ve görüyorum ki sadece çocukluk yıllarında yaşadığımız değil kendimizi bildiğimiz yaşlarda da yaşadıgımız travmalar hayatımızı etkiliyor,iyileşme sürecimdeki Bali deneyimim buna en büyük örnek sanırım.(20. yazılara bakabilirsiniz)

💫Çocukluk dönemindeki neden bu kadar önemli ?

0-7 bizim en savunmasız olduğumuz sorgulamaya yanı prefrontal korteksin henüz devrede olmadığı yaşlar. Sünger gibiyiz özellikle bakım verenlerımızle maruz kaldıgımız her deneyimi,dışarda olanları duyarak görerek kaydediyoruz,duygusal boyutu limbik sısteme yani duygusal hafıza bölgesi diyelim,zihinsel boyutta olan düşüncesel ve kök inançları oluşturan bilinçaltındaki hard diske kayıt oluşturuyor(polivagal teoriyle beraber sinir sistemini anlatınca daha net olucak)

dolayısıyla biz sorgulayana kadar kök inançlarımızı, hayata bakışımızı,dünyayı ve kendimizi algılama şeklimiz kısaca beynimiz şekil alıyor .

bağlanma modelimiz özellikle bu yaşlarda belirleniyor.anneyle ya da bakım verenle

ebeveyn ile bağlanma = hayatla bağlantı

(Bağlanma kitabı -Amire levine -) iyi bir kaynak.

küçüklü büyüklü bu travmalar bedende kayıt olur ve bazen neden böyle düşünüp,davrandığımıza anlam vermeyiz . çünkü beden bir çoğunu process edemez. ayrıca ebeveynin kendi duygu regulasyonu çok önemli. sinir sistemleri parfeye benzemeye başlıyor 🙂 bir kısmı donmuş bir kısmı kac/savaşta takılı kalmış (bknz: plyvagal teori)

bağlanma modelini ve sinir sistemimizi anlamak kendimizi tanımanın travmaları ve cevapları bulmanın en kıymetli yoludur..bana göre travma terapisi veya travma bilen uzman kişilerle çalışmak her zaman en güvenlisi..

büyük travmalarda (aile diziminde kopan ruh parcalari deriz ) bir parcamiz kopar ,sonra onları geri toplamaya başlarız ki bütünlüğü sağlayalım.

kısacası bugün bizi biz yapan deneyımlerın toplamıdır aslında. fakat güzel haber şu ki koruma modunda yaşamaktansa, özgün ve özgür versiyonlarımızla yaşamak mümkün. Hatta niyetim bu farkındalıklığa uyanmamız ..

sorgulayarak,meditasyonlarla,terapiyle,farkındalık ve mindfulness çalışmalarıyla, aile dizimiyle özgürleşip tekrar bedende güvenli alanı sağlayabiliriz.sinir sistemi güçlenebilir esnek ve uyumlu olabiliriz , yaşamı doya doya yaşayabiliriz.

Eğer travmaları iyileştirmessek ne olur ?

en önemlisi gerçekten kendimiz gibi hissedemeyiz, duygusal/ düşüncesel – davranışsal kaos içinde bulabiliriz kendimizi.çünkü gerçekten kim olduğumuzu etkileyecek hatta beynimizin şeklini değiştiren olaylara maruz kaldık hepimiz . eğer üzerlerinde çalışmazsak travma cevaplarıyla kendimizi koruyarak yaşarız (çünkü bedende güvende hissetmeyince kısıtlı modda kalınır =survıve mode)

Carl Gustav Jung, “Siz bilinçaltınızı bilince dönüştürene kadar, o sizin hayatınızı yönlendirecek ve siz ona ‘kader’ diyeceksiniz.”

biz demeyelim 🙂 yolu var , kaderimize şekil verebiliriz. Önce farkedere💫

ha bu kadar travma çalışması,terapi ,farkındalık oluşan paternler hala devam edip,tetiklenmeler olmayacak mı?. tabi ki olucak fakat etkisi , verilen tepki aynı olmayacak ..ah tamam simdi oldu , çözdük dediğim kaç yerden tekrar tekrar kanadım ve bu çok NORMAL.

Nasıl ? size kendi deneyimimden örnek vereyim

geçenlerde babamla ömercan hakkında konuşuyorduk bana ‘sen artık koçsun stres yönetimi vs biliyosun profosyonel hayatı da biliyosun kardeşine şöyle,böyle anlat vs başladı (korumak icin kontrol mekanizmasinin devrede oldugunu anliyorum fakat yine de ayni tuzağa düşüyorum 😀)

anlatmaya başladım,açıklıyorum,açıklıyorum bi baktım tekrar tekrar babama açıklama yapıyorum konuşurken aslında bir onay alma çabasını farkettim hem de duyulmama rağmen

15 dk geçmişti bile 😂sanki hipnoz olmuştum konuşurken..

telefonu kapattım anlatmaktan başım ağrımış .. şu an ne oluyor selime dedim?

-babasından onay almaya çalışan küçük kiz çocuğu alamadığında acı çekiyordu.yüzlerce kez tekrar eden aynı paternlerden biri.bu defa eski profosyonel sporcu selime ,profosyonel koç ve abla olarak yeterli olma çabasından yorulan ben .oysa kendi içinde en ufak şüphesi yoktu . kardeşiyle gayet sağlıklı ve dengeli ilişkisi vardı. sonra neye ihtiyacım olduğunu sordum ..

🌼kendimi onaylayacak sözlere.. içimde yeşerttiğim sefkat sözlerinden mırıldandım kendime ..

evet travma cevabını farketmiştim sonrasında (travmanın kök sebebini sormayın unuttum terapi defterinde yazıyor😂) kendime ebeveynlik yapmaya da devam ettim fakat bu tekrarlamayacağı anlamına gelmiyor . tekrar tekrar unutuyorum ve tekrar tekrar hatırlıyorum ☺️

o kadar doğal bir süreç ki. onay ihtiyacımı da farkettim its ok Seli’cim

eskisi gibi kendimi yıpratana kadar ,sonuna kadar gitmiyorum veya üstün çıkma,haklı çıkma çablarına girmiyorum bu bile harika bir başarı kendi adıma. .

bu patern yillarca beni sporculuk döneminde özellikle otorite figürlere karşı memnun edicilik modunda tuttu. baskıladığım öfkeyle beraber korku ve kaygılar bedenimde ağrılarla antremanlara çıkmama sebep oldu, sonucunda irili,ufaklı sakatlıklara..

mesela 18lerimde bilegim burkulmuştu babam;

^bas üstüne bisey olmaz deyip kaş. göz 👀 yaptığını dün gibi hatırlıyorum ^canım çok acımasına rağmen basmaya çalışmıştım.off o bakışlarla tetiklenen korku iliklerime işlemiş🙈ben de 30 ma kadar ağrıların üzerine giden bir sporcu oldum ve bişey olmaz iç sesi oluşturdum.

keşke demiyorum .iyi ki de böyle oldu belki de sporcuyken ona ihtiyacım vardı pes eden,başarısız selime olamazdım ayrıca babamın gözünde 🙂 kendimi babamın gözünden göremeye de alışmışım . simdi gençlere nasıl ablalık,koçluk yapacaktım bu deneyimler olmasa☺️

şu anki kariyerim de olamayabilirdi. tabi şimdiki bakış açımla ‘he o zaman hayat başka yollar gosterebilirdi desem de o zamanki korku , kaygı seviyesiyle aileyi hayal kırıklığına uğrayan ergen Seli bunlarla başa çıkarmıydı ? bilemem . Fakat artık biliyorum herşey olması gerektiği gibi oldu ve bildiklerimizle,gördüklerimizle elimizden gelenin en iyisini yaptık 💩

bedeller ödendi 🙃 karmalar yakıldı,dharmaya adım atıldı.farkındalığa şükürler olsun ha bu arada geçenlerde okuduğum yazıyı paylaşmak isterim

travma bilgili yoga egitmeni kendisi.yazıları farkındalık katıyor ..🔽

altındaki yazıda harika. ilginizi çekerse profilden bakabilirsiniz.

sporcuların ,sanatçıların böyle savaşçı , güçlü, hırslı sahada gördüğünüz vahşi tarafi cocukluk dönemiyle ilişkili olabilir mi ? bana anlamlı geldi

en azindan kendi yaşam yolculuğum bu tezi onaylıyor 🙃

dilerim travmalarınıza güvenli ve şefkatli bir şekilde yüzleşebilme cesareti gösteririsiniz,her ne yaşıyorsanız veya yaşadıysanız yalnız değilsiniz

bu hayatta nasıl bir yaratım enerjisi ve potansiyeliniz olduğunu bilmek istemez misiniz ? özgür ve otantik bir yaşam için bir kez daha yaraları açmaya deger mi ? abso-fu.king-lutely ! 🫠Bu arada geçmişi gúndeme getirme sebebimiz ahlamak,vahlamak oraya takılı kalmak için değil sendeki etkiyi , örüntüyü anlamak ve ÖZGURLESMEK için…

🌾 travma çözümlemesi için bu zamana kadar ben nelerden fayda gördüm?

yoga-psikoterapi-EMDR-meditasyon-aile dizimi-dans-somatik çalışmalar,yazı yazmak,içsel çocuk çalışmaları,ses terapisi ve akupunktur..şimdilik aklıma gelen fayda gördüklerim bunlar

ve kendimce şöyle bir yorumum olucak travma/bilinçaltı çalışmaları ciddi konular . tek başına yapılamaz. UZMANlarla yapılır öyle enerji çalışmaları,sprituel çalışmalar No no no!! hepsinden faydalansam da hayatımda Psikoterapinin yerini hiç bir şey tutamaz .

bu konulara ilginiz varsa okuyabileceğiniz kitaplar ⬇️

vücudunuz hayir diyorsa– dr gabor mate

beden kayıt tutar – bessel a van der kolk

kaplanı uyandırmak -peter a levine

kendini iyilestirme işi nasil yapılır? dr nicole lepera

kendi benliğinle nasıl tanışılır?dr nicole lepera

çoçukluğuna iyi bak -Dr deniz şimsek

travmayı iyileştirmek –jasmin lee Cori

cocukluk döneminin yetişkinlik dönemine etkisi için tüm alice miller kitapları

katkı olsun. kalbimle🪬