Seli’nin İyileşme Yolculuğu/ Bölüm 35

Bir gün terapistim ‘irinin o kadar büyük ki nereye akıtacağını bilemiyorsun’ demişti…Metafora bak! Kafayla onayladım, gözlerim dolmuştu..idrakı şimdilerde geldi!Yıllardır içimde tuttuklarım bedenle bağlantıya geçtikten sonra tek tek akmak istiyordu ,haftada bir-iki seansla olcak iş mi? Okuduklarım , konuştuklarım, yaptığım diğer çalışmaların hepsi birer ‘aha’ anı oluyordu fakat hiçbirini entegre edemiyordum. Bilmekle ne yapacaktım, yüklerime yük koymak dışında bir işe yaramıyordu…Eylem için zamana ihtiyaç vardı. Farkındalık zehirlenmesi yaşayan zihin, beni iyileşme krizine sokuyordu, bedenin kendi zamanında iyileşmesini unutup savruluyordum…O çalışmadan bu çalışmaya, o kitaptan, diğerine, o beslenmeden bir diğerine, o eğitimden, diğerine…İyileşmenin toksik hali olabiliyormuş.

   Artık beslenme modellerinin, eliminasyonun kitabını yazardım ama yine de yol arkadaşına ihtiyaç duydum… ki olayın hiçbir zaman sadece beslenme olmadığını bilsem de öneminin farkındaydım. Her alanda profesyonel destek olmalıydı 🙂

Şimdilerde sorsanız böyle bir sürece gerçekten ihtiyacın var mıydı ,bu kadar zorlandığın bir deneyimden sonra özellikle? eliminasyona ihtiyacım yokmuş! Fakat Mustafa Bey’den duyacaklarıma çoooook ihtiyacım varmış…

   Neyse ki gideceğim tarih belli. Sabır Seli son günler! Her gün psikiyatristimin odaya ziyaretinden memnunum beş-on dakika da olsa sohbet ediyoruz. İlaçların işe yaramadığından, problemleri halı altına süpürdüğünden ve kalıcı çözüm olmadığını bastıra batıra söylüyorum. Gülüyor sadece 🙂 Ben ne deliler görüyorum her gün diyodur belki hahhaa 🙂

İlaçları döndüğünde de bir süre kullanırsın dediğinde, hayır dıyorum 🙂

Kullanmam beynim uyuşuyor, esnemekten bir hal oluyorum, uyku ilacına rağmen de uyuyamıyorum! KULLANMAM!!!        

Hatıra olarak saklarım anca (hala saklıyorum 🙂 )

   Oradaki kurtarıcım Mounia ile Facetime üzerinden kalan eşyalarımı topluyoruz odadan 🙂 Kalan gıdaları taşımamak için Duygu’ya bırakıyorum bir de kaskımı 🙂 hatıra (:^3)

son gün arkadaşıyla birlikte vedalaşmaya ve beni havalanına bırakmaya gelicek ,konsolosluk,hastane ve hava yolları hepsi birbiriyle irtibatta..

Allah’ım nasıl bu kadar şanslı oldum…Tekerlekli sandalyeyle beni alacaklar ve İstanbul’a kadar yardımcıların desteğiyle hareket etmeden evime gidebileceğim.

Ne büyük nimet, şükürler olsun!

O sıralar düşünüyorum da ‘spiritüel’ olmak adı altında, duygularını baskılamak için bunu kullanan, gerçeklikten kopuk arkadaşlarım varmış (kendi ilginç bakış acımla birlikte kendi yansımam olabilir mi? 🙂 )

   Bir tanesi beni boş vaadlerle heveslendirip,  ülkeye dönüş konusunda bir kaç fikir vererek ailemi karıştırmıştı. Benim bulanık zihnimi daha da bulandırmıştı. Şimdilerde hayatımda yok kendisi bir daha da olmasın…

Bir diğerinin iyi niyetinden şüphem olmasa da değer yargılarıma uymayan hayat seçimlerinden dolayı yakın süreçte mesafe koydum. Şu an için böyle.Bazen savunmasız anlarda yönlendirmeye ihtiyaç duyulur ya, ne kadar insani! Hele ki böyle elden ayaktan kesilmiş, hayatın bir çok alanında çıkmazda hissederken…

Fakat iyi niyetimin suistimal edildiği manipülasyona açık alanda bunu kullanan kişilerin olabildiğini gördüm bir şekilde, çok şükür!!!

Hepsine kendi içsel gücümü hatırlattığı için de binlerce kez şükürler olsun… Hayat istediğini değil de ihtiyacınız olanı gönderirmiş ya, büyümeme, olgunlaşmama, değişip, dönüşmeme vesile olan tüm canlara teşekkürler!

Bakın herşeye rağmen yüzüm gülüyor 🙂

Seli’nin İyileşme Yolculuğu/ Bölüm 34

Kendimi ilaçların etkisiyle daha iyi hissetmiyorum! Beynim uyuşuk, sürekli esneme hali, ayağa kalkmak için olmayan gücüm sanki daha da alınmış, çöktüm…

Beynimi uyuşturuyor ilaçlar ama beni hayatta tutmaya çalışan kalbim iki-üç saatte bir atak şeklinde geliyor ,gözüme uyku girmiyor. Tahminimce saat 1-3 ve 5-7 arası bir dalıyorum sonra tekrar atakla uyanış…Gece olanlar çook yoğun ve korkutucu… Geceleri elime verdikleri buton gibi şeye basıp iki-üç saatte bir yanıma hemşire çağırıyorum! Tansiyon, kalp hızı bir şeyler ölçülüyor, her şey normal aralıkta, istirahete devam. Okay bu halim kabul-düşüncesel öyle, e eylemsel? O pek öyle gözükmüyor kontrol mekanizması hep devrede!- iyi olmayı beklemeden sadece orda her halimle mevcut olabilir miyim ? 🙏🏻

  O sıralar Türk Hava Yolları’nın klüp başkanı Ramazan Ağabey’im sağ olsun, uçak bileti kısmında bana yardımcı oluyor. Rahat bir şekilde Business sınıfında uçabilmem için. Ben de içimdeki o gücü kendime hatırlatıyorum ve dört gün sonraya biletimi alıyorum…

Jakarta’ya nasıl uçacağımla ilgili hiçbir fikrim yok. Niye Bali’den direkt uçuşları kaldırdınız ki, tam da zamanıydı!

Konsolosluğa da ulaştığımız için burada devreye giriyor sağ olsunlar. İstanbul uçuşuna uygun bir saate ara uçuşu da alıyorum ve gerisini onlara bırakıyorum. Tek bildiğim ayağa kalkamamama rağmen evime dönmek istediğim! Tabii bir yandan önceki yurt dışı maceralarındaki gibi yarım kalmış bir mevzu olarak algılayıp hayal kırıklığına uğruyorum. Şimdilerde bir bakıyorum da neler beklenmiş benden böyle, ne yükler var bana ait olmayan sanki çooook uzun zamandır, atalardan da öte geçmiş yaşamlar varsa buna dahil olabilir…

  İstediğimin dışında biten sonları başarısızlık/hayal kırıklığı olarak algılayan içimdeki çocuğa fısıldıyorum: heey her zaman beklediğimiz gibi bir sonla bitmek zorunda değil, ayrıca başarısız olabilirsin, hata da yapabilirsin ki unutma hata diye bir şey yok artık bizim aramızda hatırladın mı? Her deneyim bir öğreti, büyüme ve gelişme alanı!

Hem unutma hayatın, evrenin, Yaradan’ın mutlaka bizden daha iyi bildiği hatta hayal ettiğinin ötesinde bir planı vardır ,ona güvenelim, korunuyoruz küçüğüm!

Bu sözleri duymak içimdeki çocuğa çok iyi geliyor bir de onu omzundan öpüp sıkı sıkı sarılınca güven duygusu iyice işliyor…Yatıştı…

Şimdi duaya, arkadaşlara, aileye, terapistin şefkatli alanına sığınalım. Kalan sadece son dört gün!

Bir yandan döndüğümde nerden, nasıl başlarımın yoluna bakıyorum, hastanede Doktor Deniz Şimşek’in videolarını izliyorum daha öncelerde de çok izlemişliğim var. Onun da geçmişinde alerjilerle ve kaygı ile mücadele ettiğini biliyorum. Ruhsal sistemden, insülinin, metilasyon dengenin ve bağırsağın önemini sürekli vurgular. Eve ‘Birim’ kitabını siparişini veriyorum artık zamanı gelmiş. Kendimle ilgili sevdiğim en önemli özelliklerden biri; eğer bir şeyi yapabilirim dediysem ve karar verdiysem hızlıca harekete geçiyorum, gördüğünüz gibi hastanede bile :)Disiplinli bir şekilde sonuna kadar da giderim. Başarılı bir kariyere sahip olmuş olmam; profesyonel bir düzen,sağlıklı yaşam alışkanlıkları ve disiplinle geldiğini biliyorum. Bazen tabii ağrıları ve hastalıkları yok sayarak yola devam ettiysem de, hırslı bir genç olarak, kronik yorgunluk ve özellikle Bali’de yaşadıklarım bana duygularımı hissetmeye izin vererek, bedenin bilgeliğine güvenmeyi öğretmiş oldu… Tabii zihnin sürekli ‘go go’ suna pek müdahele ettiğim söylenemez özellikle o sıralar 🙂 Deniz Şimşek’in asistanına ulaşıyorum…Whatsapp üzerinden görüşüyoruz, beni ekibinden Mustafa Yörük’e yönlendiriyor. Hemen asistanını arıyorum ve İstanbul’a dönüşten bir gün sonraya randevu alıyorum.

O an bana yine en iyi ve güvenli gelecek olan şeyin nedense bir eliminasyon programının olucağına inanıyorum…

Seli’nin İyileşme Yolculuğu/ Bölüm 33

Hemşireler günde iki kez ilaçlarımı getiriyorlar, yemek kısmında da özellikle yerel yemekleri tercih etmediğimi; sadece haşlanmış veya buharda sebze ve et türü şeyler yiyebileceğimi söylüyorum. Menüyü bana özel hazırlıyor hastane sağ olsun…Yağlarını sevmediğim için internetten odaya organik zeytinyağ sipariş veriyorum🙈 ‘Bio Seli’ derlerdi bana Romanya’da oynadığım sezon, he tam da ona dönüştüm tekrar 🙂 Şu an hallerime gülsem de o an güvenli gelen bu çünkü çok korkuyorum…İlaca ikna olmuş olmam bağırsağımı korumayacağım anlamına gelmiyor 🙂

Serum takılmaktan elimin üstü ve kolum delik deşik, mosmor. En sonunda hemşireye lütfen çıkarın diye yalvarıyorum, canım acıyor, devam etmek zorundayız diyor. Peki… Dayan Seli, o an geçmeyecek gibi gelse de hatırla ‘bu da geçer yahu…’

Şu an bunları yazarken çok zorlanıyorum, özellikle hastanede yattığım süreci anlatırken…Dünyanın bir ucunda tek başına…Oysa ki tek olmadığımı, ilahi olarak korunduğumu bilsem de o an yeterli değil…Sıcak bir temas, yatıştırıcı bir sesle ‘geçecek’ kelimesini duymak ve bir sarılma ne büyük ihtiyaçmış! Bazen olmaz işte ve bu şefkati kendinize göstermeniz gerekir…

Yine de ne kadar şanslı olduğumdan bahsetmek istiyorum şimdi…Hastaneye yatmadan iki-üç hafta önce Facebook’da ‘Ubud-Bali’ grubundan sorduğu bir soruya özellikle Türk ismini gördüğüm için cevap verdiğim kızla tanışmamı anlatayım! İsmi; Duygu…Onunla Bali’de etkinlik hayali yaparken meğerse hastanede beni ziyarete gelmesi gerekiyormuş. Kendisini hiç görmedim sadece konuşmalarımızda süreçlerimden bahsettim ve şimdi hastanedeyim…Yanima ziyarete geleceğini söyledi ve atladı motoruna Ubud’dan hastaneye yanıma geldi…

Hayatımda hiç görmediğim, Whatsapp’tan bir kaç kez mesajlaştığım dünyanın bi ucunda denk geldiğim Duygu yanıma geliyor, hadi beni mucizelerin olmadığına inandırın! 🙂

Nasıl bu kadar şanslı oldum…Odamdan bir şey isteyip istemediğimi sordu bana, istemek benim için zordu çoğu zaman! Sorsalar bile ‘aa yok ya, zahmet olmasın, boşver idare ederim’ gibi cümleler kurardım! Hayat bunu da kırmam için olaylar ve insanlar gönderiyordu bana. Evet dedim odadan şunlara ihtiyacım var, getirirsen çok sevinirim!

Mounia sağ olsun Duygu’ya verdi eşyaları ve yarım saat sonra ilk kez görüşeceğim Duygu yanımda 🙂 Tanıştığımız hiç kimse tesadüfen hayatımıza gelmez, mutlaka hatırlatıcı, öğretici ya da ayna olurlar… Tabii görmeye ve almaya açıksak!

Odaya girer girmez sarılıyoruz, sonra dalıyoruz derin sohbetlere, ne hikayeler neler neleeer.. neler yaşadık be ! 🙂

Kendisi uzun zamandır yollardaymış ,hatta Malezya’da olduğu süreçte mental sağlığının iyi olmadıgını hissedip doktora gitmiş bir süre ilaç kullanmış.Ah o an ikna olmaya, ilaç kullanımının normal olduğunu duymaya nasıl da ihtiyacım varmış. Tabii ilk içimden geçenler böyle olmuyor; kocaman bir yargı! He yani o kadar manevi

çalışma, enerji çalışmaları, yoga, meditasyon bir de sanatsal tarafın var ve yeterli olmuyor da ilaç mı gerekiyor?! 

Ah canım Seli bildiğin, inandığın tüm yargılarının kendi deneyimlerinde kırılmasına şahit olmak şimdi sana nasıl geliyor? 🙂 Pek özgürleştirici…büyük rahatlama ve insan olduğumu hatırlatıyor…

Bileğime şans getirmesi için taktığı bileklikten sonra mucizelerle dolu bir gün daha bitiyor ..

**Canım Duygu eğer blog sayfamda buraya kadar geldiysen sana söylemek istediğim bir şey var; iyi ki yollar kesişti, bidaha yüz yüze gelip bi sarılır mıyız bilmem ama dilerim yolun ışık olur. Youtube kanalın izlenme rekorları kırar! 😁Mucizelere tanık ol emi! Love you 💜

Seli’nin İyileşme Yolculuğu/ Bölüm 32

Sesli bir ambulansın içinde hayatımda ilk kez bulunuyorum. Yanımda duran tatlış bir hemşire benle konuşmaya çalışıyor, görüntüler flu olsa da bazı kısımlarınıanımsıyorum. Bir yandan video çekmeye çalışıyorum yarı baygın halde, aklımdan neler geçiyorsa… Sedyeden indirilip acil bölümünde yatağa alınıyorum, biraz bekledikten sonra odaya alıyorlar…

ve ben yatağa yatar yatmaz foşuuur diye bir anda alt tarafta bir sıcaklık hissediyorum! Tuvalete gidiyorum sersem sersem, woow regl oldum! Saniyeler içinde kan revan içindeyim…Perişan halimin içinden bir sevinç gözyaşı damlıyor. Anlamlandırmaya çalışıyorum zihnimde. Oha!!! Beyin güvende olduğunu algılayıp saniyeler içinde sinyal mi gönderiyor?! Yani dört ayın sonunda, hastane odasına girdiğim dakikalar içersinde regl olmak!!! Amigdala, limbik sistem, polivagal teori , kök çakra tüm ders bilgileri geçiyor gözümün önünden 🙂

O an birleşmese de kafamda yaşadıklarım ben göz yaşlarıyla karşılıyorum bu kutsal anı..

   Tabİi bir taraftan yanımda hiç eşya yok! Monia sağ olsun odamdan ihtiyaçlarımın bir kısmını toplayıp getiriyor gün içinde. Bir yandan terapistim iyi olduğumdan emin olmak için görüntülü arıyor, tam görüşme esnasında  içeri doktor geliyor, kapatıyorum hemen…

Endokrinoloji beklerken karşımda  psikiyatri doktoru! Ama şeey benim durum bağırsak! Geçirgen bağırsak, histamin vs şey etti de tekrar.

Ben anlatıyorum bir şeyler ama doktor yüzünde masum bir tebessümle dinliyor sadece ve ‘iyi olman için vereceğimiz ilaçları iç lütfen’ diyerek odadan ayrılıyor.

O anki duygu karmaşasıyla gözyaşlarımın yoğunluğu artıyor.

   Teyzem hemşire olduğu için raporlarımı, test sonuçlarımı, verilen ilaçları Türkiye’de tanıdığı doktora gösteriyor; özellikle psikiyatri ilaçlarını almamı söylüyorlar.

Ya ne münasebet ben onları içer miyim?! Annem, babam, herkes lütfen iç kızım toparla gücünü gel yanımıza…terapistimin etik kuralların dışında yapısında da müdahele olmadığı için bana sadece ‘Selime sakinleşmen lazım diyor’o kadar…

Yaa ilaçlar mı beni güvende hissetirecek ,beni yatıştırıp kalbimin çarpma hızını azaltacak?! 😦

İçimde korkan, dehşete düşen çocuk parçamla bir konuşma yapma zamanı geldi…Artık direnme zamanı değil Seli, sürece güvenme ve teslim olma zamanı, geçen sene reddettin okay! Fakat şu an bedendeki bu alarmı durdurmak zorundasın! Başka seçenek yok.Bu seni yolundan şaşırtmayacak, yolculuğuna engel olmayacak! Bunu bir araç olarak gör, semptomları dindirecek, yok etmeyecek ve sen kendini uyuşturarak devam etmeyeceksin hayata…Sadece ülkene, evine dönene kadar tamam mı? Sonra orada değerlendireceğiz durumu, söz bağırsağını da arındıracağız yan etkilerinden hem 🙂

Biraz şefkali sese ve netliğe ihtiyacı varmış küçük Seli’nin. Bunu da hallettikten sonra , tamamdır içmeye karar veriyorum!

Seli’nin İyileşme Yolculuğu/ Bölüm 31

Bizim evde negatif olaylar ve duygular pek konuşulmaz. Acılar, kayıplar, hayal kırıklıkları, üzüntü , yas…Üzeri örtülür işte..hayat devam ediyor ya! Güzel şeylerden bahsetmeye çalışırız biz…Babam ‘her şey güzel olacak’ der..Annem ‘aman boşver’ ‘bunda ne var ki ‘ biz neler yaşadık’ der. Derinlere bakılmaz, anlam aranmaz…

Bu da beni çocukluğumdan beri hissettiğim olumsuz duyguları derine itmeye, bastırmaya, yok saymaya itti…yıllar içinde hepsi pörtleyiverdiiii.

   Tek niyetleri korumak biliyorum! 

Hele beni ne kadar sevdiklerini, özellikle babamın üzerime titrediğini de biliyorum! Rahmetli babaannem de öyleydi…Mesela babannemi kaybettikten sonra babamın anneme düşkünlüğü arttı çünkü bu defa onu da kaybetmekten, hastalanmasından, sağlığına bir şey olmasından korktu…aslında yalnız kalmaktan! Dile getirmez tabii, oysa ne kadar doğal sevdiğini kaybetmekten korkmak ve bunu ifade etmek. Bana kalırsa çok fazla güç ve cesaret de gerektirir. Kardeşimde şimdilerde anne-babamı kaybetmekten korktuğunu söyledi,ifade etti en azından ne büyük özgürlük!

   Hadi bana atalardan aktarılmadığını söyleyin duyguların, deneyimlerin 🙂 Bilimsel kanıtlar da var allahtan ama benim için gerçek deneyim her kanıttan önce geliyor!

Kısacası dile gelmeyen bu korkular , bastırılan, yarım kalan , üzeri örtülen her duygu ve olay aslında fiziksel/mental /ruhsal boyutta bizi hasta ediyor. ‘manifestation’ boyutunda da kendini gerçekleştiren kehanete dönüşebiliyor; benim ölümün kıyısına gelmem gibi!

Bazı görüntüler hala silik bende! Hatırladığım kadarıyla önce babama haber veriyorum durumumu.Sonrasında görüntülü bir konuşma oluyor.annem ve babam perişan, hüngür hüngür ağlıyorlar, ben de onlarla beraber…O anki halimi kelimelere nasıl döktüm hatırlayamıyorum..Babamın ‘kızım dön yeter ki dön, gel evde otur hiç bişey yapma’ gibi cümleler kurduğunu anımsıyorum, onu duymaya ne kadar ihtiyacım varsa akılda kalmış:)

Annem ise kıyamam hastaneye gitmiş sakinleştiriciler, ilaçlar 😦

Acaba kardeşim duydu mu? Nasıl etkilendi onu da bilmiyorum… Ben onları öyle görünce tamam diyorum, toparlanmaya çalışacağım. Uçak bakıyorlar benim için bir-iki gün içinde döneyim diye, yapamam diyorum ‘biraz daha kalayım söz toparlanacağım, gücümü bulup geleceğim.’.

.. Kim bilir o tarafta neler yaşadılar bir de sözü onlara versek anlatsalar ya!

Terapistim konsolosluk fikrini ortaya atıyor, hiç aklıma gelmezdi.Türk konsolosluğu yardımcı olabilir, orda bile aklıma ay ne derler ?konsolosluk duyarsa ,haber olursa milli voleybolcu adada kaldı vs..bilinçaltı ne değişik çalışıyor hayatta kalma modunda bile…

   Allak bullak oldum, sağlıklı düşünüp karar vermeye çalışıyorum ama yok günler geçmiyor, çarpıntılar dayanılmaz hale geliyor. Bir gece on iki civarı öyle bir vurdu ki tamam dedim, gittim, nefes alamıyorum. Son kez babamı arıyorum, (Türkiye beş saat geride ) ağlayarak bir şeyler söylüyorum. O da bana kendince cevap veriyor, babam böyle durumlarda soğuk kanlıdır içinde fırtınalar kopsa bile…sonradan söylüyor aradığımı görünce bisikletteymiş hemen açmaya çalışırken ,kameradaki halimi görüp bisikletten düşmüş 😦 kıyamam yaa 😦

Kapatır kapatmaz acili arıyorum, beni gelin alın sanırım ölüyorum diyorum. Otelin adresini söylüyorum, yürüyebiliyor musunuz diye soruyorlar, hayır diyorum.Yarım saat içinde odadalar, sedyeye koyup götürüyorlar beni. Oh kendimi bırakabilirim şimdi, güvendeyim. Klinikte serum, kan testi, doktorun soruları derken

fazla bir şey yapamayacaklarını, beni hastaneye götürmeleri gerektiğini söylüyorlar,okay diyorum, özel hastane olsun ama tamam mı…

Kolumda serum ambulansa geçip Denpasar’a yola çıkıyoruz…

Seli’nin İyileşme Yolculuğu/ Bölüm 30

Ertesi gün terapistime merhaba demeden, cümleye ben ölüyorum ile başladım. Muhtemelen durumumla ilgili endişeli ki her gün iyi olduğumdan emin olmak ve beni görmek istediğini söyledi. Fakat bunu yansıtmadan, o kadar güzel çözüm odaklı yaklaşıyordu ki ayna nöronların devreye girmesiyle bir saat bile olsa dinginleşiyordum 🙂 Çünkü survive modda düşünsel/bilişsel faaliyetlerini de kaybediyorsun!!

   -‘Peki ailen sen ölüce mi haberini alsın istiyosun?’ dedi.

   Ağlayarak ‘hayır hayır onlara bu halimi gösteremem, hiçbir şey söyleyemem!’ dedim. 

O kadar korkuyordum ki en büyük KORKUM onların üzülmesi, perişan olmasının yanında, oraya niye gittin, ne işin var pandeminin ortasında dünyanın bir ucunda, biz sana demedik mi ileeee başlayan soruları, cümleleri duymaktı. Evet ölmek üzereyken bile bunları düşündüm…

   Kısaca sıçmaya, batırmaya hayatım boyunca iznim olmamasıydı! Onları hayal kırıklığına uğratamazdım, başarısız olamazdım!! Çünkü bunlar olursa sevilmeyeceğime dair çok derin bir inancım vardı ! Oysa ki buna hakkım vardı çünkü bu izni kendime ben veriyordum artık (sözde)…Fakat içimdeki çocuk hala açıklama, onay, ispat ve kabul peşindeydi. Aslında öğrendiği yoldan sevilmek istiyordu… bilinç dışı da bir sürü şey yaptırıyordu zihinle anlayamadığı 🙂 

   Hatta o kadar çabuk iyileşip hayatıma devam etmek istiyordum ki Bali’ye gelişimin en büyük sebeplerinden biri buydu; bağırsağımı iyileştireyim, dolayısıyla duygusal ve mental olarak dengeye geleyim!! Yine go go moduna geçeyim ,belki Bali’de, belki Londra’da antrenör olayım. Camiaya döneyim bir şeyler yapayım. İşte sürekli olarak ‘doing mind’ modunda yaşayayım ki o geçmişin izlerinden, yarım kalan mevzulardan, yaralı içsel çocuğumdan, kısaca kendime temastan uzak kalayım! Çünkü oralarda çok acı var, yas var, öfke var, korku dolu Seli var…Bastırarak, dondurarak devam edeyim işte! B

ak zaten bir senedir terapi alıyorum hayatıma da devam edebilirim!!!

İkinci kez ‘burn out’ olmayı, tükenmişliği kabul edemem ,hayır bunu sindiremem, kaldıramam!Benim hayatı yakalamam lazım! Çevremdekiler bana ne yapıyorsun diye sorduğunda ben öyle rahat rahat, geniş geniş; ‘ Yirmi yıl çalıştım ulan şimdi de yatıyorum, keyfime bakıyorum, living my best life yani!’ diyemem ki!!! ÇÜNKÜ BEN ELALEM NE DER?ler ile büyümüşüm. Durmak=utanç…İşe yaramazsam değersizim ile kodlanmışım, e hayat niye beni durduruyorsun ki sen? Bana bir şeyler demeye çalışıyorsun ama belli ki ben almaya açık değilim işte!

   Seanstan sonra anne babamı nası arayacağımı düşünüyorum kara kara. Evde güçlü gözükmeye çalışan hep babamdır. Hatta kardeşim veya ben ufak bir sakatlık yaşadığımızda annenize söylemeyin der! Bir şeyler saklanır yani annemden! Sanki annem üzüntüyle nasıl baş etmesi gerektiğini bilmez, hayatta hiç üzülmezmiş gibi! Biz de dinleriz söylemeyiz

ama şu an herkese durumumdan bahsetmeliyim, hayatın içinde üzülmeye de yer açalım..

Seli’nin İyileşme Yolculuğu/ Bölüm 29

Artık vücut fonksiyonlarımı kaybediyor gibi hissediyorum, ayağa kalkıp tuvalete yürüyecek halim yok…Bir yandan zihinle anlamlandırmaya çalışıyorum, bunu düşüncelerimle yapıyor olamam, çünkü şu son hale gelene kadar inançlı, umutlu, pozitife odaklanan bir Seli vardı, e peki bedenin hissettiği bu tehdidin kaynağı neydi?

Pandeminin ortasında şu kollektif olandan mı yoksa? 🙂

Kim bilir ilk bu sıkışmışlık ve çaresizliği nerede hissettim, kaç yaşında? Belki anne karnında, belki benim duygum bile değil…

   Alerji seanslarını bıraktım. Frederique’yi arayıp iyi olmadığımı söyledim. Gücümü toplamalıydım ki en azından ülkeme geri dönebileyim…

Sabahtan akşama kadar kalbim yerinden çıkacak gibi çarpıyor, ayaklarım sanki tutmuyor, bedenime hükmedemiyorum, beyin gücü, meditasyonları, imgelemler, köklenmeler noooo 😦 

Mounia yanıma geldiğinde odağımı değiştiriyor, yaşadıklarımın beni nasıl büyüttüğünü, şu an anlam veremesem de gün geldiğinde terapide olduğu gibi puzzle parçalarının yerli yerine oturacağından bahsediyor. Bu zamana kadar da öyle olmadı mı? 🙂 Evet, çok doğru! 

Hayatı ileriye doğru yaşıyor, geriye doğru anlamlandırıyorum .. Nefes alabildiğim boşluk oluyor, onun yanında sakin kalabiliyorum. Öyle şefkat dolu kalbi var ki…Kendi de bu süreçlerden geçtiği için gerçekten anlaşıldığımı hissediyorum! İşte bir insanın güvende hissetmesi, yargılanmadığı, olduğu haliyle kabul gördüğü, her parçasının sarmalandığı yer: GÜVENLİ ALAN…

Terapi de öyle değil mi zaten..

Duyulmak, görülmek, hissettiğin güvenle birlikte kendine,her bir parçana temas etmek…

   Biraz iyi hissetme umuduyla Ubud Kliniği’ni arayıp doktor çağırdım…Oraya kadar gidebilecek gücüm yok…

Yediğim her şey tepki vermeye başlamıştı, doğru düzgün beslenemiyorum, en azından damardan sıvı formda bir şeyler olsundu…Kan değerlerime de tekrar bakıldı herhangi bir anormallik yok her şey ideal aralıkta. Anlatıyorum bir şeyler, benim leaky gut vardı da muhtemelen tekrar nüksetti de histamine yüksekti de falan…Bilmiyorlar ki duymamışlar bile, leaky gut nedir? Artık perişan haldeyim, odada bir yatakta bir balkonda, koltukta yer değiştirip duruyorum…Sıkıştım kaldım, sağlıklı düşünemiyorum, ağlayıp duruyorum. Gerçekten korkmaya başladım, kontrolü kaybediyooorum! İşte panik atağın en önemli sebeplerinden biri ;kontrolü kaybetme…

Tabii ki bu biriken, bastırılan, ifade edilmeyen korkuların sonucu. Hatta öyle bir illüzyon ki bu daha öncekileri atlattım ya artık panik atağında kontrolü benim elimde illüzyonu 🙂 

Ve elinde olmadıgını fark ettiğin andaki dehşet,panik anları

   Son bir hafta ataklar yoğunlaşıp yatağa düşene kadar ülkeye dönme umudum vardı fakat şu an markete yürüyemeyecek hale geldiğim için gelen düşüncelerde ‘ya dönemezsem?’ Bu kaygılı düşünceler gelmeye başladıysa iş ciddi bir hal alıyor…

Bu arada hiç kimse o halimi bilmiyor bir tek Mounia ve terapistim… Aileme ve arkadaşlarıma bahsetmiyorum

Bali’de olduğum süreç içerisinde terapistim bir kaç kez ilacı gündeme getirmiş ,hatırlamıyorum bile! O kadar algım orda değil, o kadar karşıyım ve o kadar yapılacak güzel şeyler var ki seçenek bile olamaz!    Ölümle ilgili düşünceler gelmeye başladığında gerçekten ciddiyetin farkına varıyorum, 

aslında şimdilerde woow neler yaşamışım diyorum! Gece atakla uyandığımda bir kaç video çekmişim…’Eğer yaşarsam’ ile başlayan…
ÖLECEĞİME İNANMIŞIM…