Seli’nin İyileşme Yolculuğu/ Bölüm 14

Bu arada uçuşumdan bi kaç gün önce, anlamsız bir anksiyete geliyor. Sanki bedenin tepkileri anlamlı gelmek, zihinle anlaşılmak durumunda 🙂 Kalp atışlarımın sıklığı artıyor, uzun zamandır ziyarete gelmemişti kendileri:)

Sonra ben seansta bundan bahsediyorum. Gitmeden bi EMDR (sonra açıklayacağım) seansı yapıyoruz, beni rahatsız eden bazı görüntüleri de fark ediyorum. Neyse, oh rahatladım yarın uçabilirim..

Artık bıkmışım sindirim sorunlarından, beslenmeyle düzeltmeye çalışmaktan! Yok glutensiz, laktozsuz, fitik asite, lektine dikkat suda beklet…ayy suda beklemediyse yeme! Çiğ sebze rahatsız eder, low foodmap diyeti, İBS, leaky gut için en iyi gelen. Aralıklı oruç ile sindirime, bağırsağın dinlenmesine izin ver. Keto iyidir, vücut yağdan enerji almaya alışır, ara öğün insüline iyi gelmez, Paleo beslenme en iyisi biz avcı toplayıcıyız, Bean protokol var onu duydun mu?

Aaaaaaaaaaaaaaaaaaa yazarken ben yoruldum bunların zihinde sürekli döndüğünü düşünsenize yorulmak ne, burn out sebebi…Ben ‘Panchakarma’mı yapar bir güzel arınırım sonra da pandemiyi dingin dingin Bali’de geçiririm..

  Jakarta’ya iniyorum, sorunsuz geçen pcr, evrak, pasaport süreci derken oteldeyim. Normalde otelden dışarı çıkmak yasak karantina sürecinde, daha doğrusu çıkarsan sorumluluk sende. Son gün test pozitif çıkma halinde adaya uçamazsın 🙂 Yasakları sevmeyen biri olarak, hafif esnetme yaptım ve market alışverişine gittim..iki kerecik:)

Çok şükür herhangi bir sorun olmadı. rahatlıktan olsa gerek 🙂

Odada Youtube, podcast, yazı yazma… klasik hallerimle beş günü tamamladım ve adaya gidiyorum!!!

O kadar heyecanlıyım ki, Hindistan’a gidip otantik bir Panchakarma yaşama hayalim de vardı bir zamanlar.İlk defa ayurvedik bir doktorla tanıştıgım zaman,yıllar önce…Tek yön bilet alıp gidiyordum az kalsın Kerala’ya. Gitmeden bir hafta önce ‘Nipah’ denilen bir virüs yayılmaya baslamıştı, orda konuştuğum kişiler ölümcül bir virüs olduğunu, kariyerim devam ettiği için böyle bir risk almamam gerektiği konusunda yaptığı uyarılar sonucu, son gün iptal etmiştim..Korunmuşum…

Rüya gibi bir retreat merkezine giriş yapıyorum…Girer girmez prufication’a alıyorlar beni. Kısaca bahsetmek isterim; Hinduizm ve Budizm’e ilgisi olan biri olarak, Sprituel (manevi) yolculuğun, Balili bir rahibin, her iki Tanrı’ya bağlılık sunmasıyla başlaması, ardından misafirin ellerinin, ayaklarının, yüzünün ve ağzının holy water (kutsal su) ile üçer kez temizlendiği bir ‘Tepung Tawar’ ritüeliymiş.Beden, zihin ve ruhun arındığına inanılır ve duayla biter…Kısaca Bali Hindu’ları temiz ve taze bir başlangıç için böyle bi kutsanmanın olması gerektiğine inanır. Bizim dinimizde abdest almaktan farksız…Yine doğaya baktığımızda su elementi kullanılarak yapılan bir temizlik gibi düşünülebilir..

Mistik bir deneyim yaşamadım 🙂 sadece ritüele, arınma niyeti koyarak tütsünün burnuma gelen kokusuyla ana teslim oldum:)

Etrafı biraz gezdikten sonra odama yerleşiyorum. İçeride yalnız geçirilecek zamanı değerledirmek adına,;kitap, boyama, yazma aktiviteleri için araçlar düşünülmüş…İlk gün Deepak Chopra’nın Synchrodestiny kitabında kendimi kaybederek uykuya dalıyorum…Aslında hiçbir şeyin tesadüf olmadığını; o anlarda ki müthiş eş zamanlılıklardan,

bu anları yakalamak için de  mindfull ve uyanık olmanın öneminden bahsediyor.. ‘Discover the power of meaningful coincidence to manifest abundance in your life…’- Deepak Chopra 

*EMDR (Eye movement desensitization and reprocessing)

göz hareketleriyle duyarsızlaştırma ve yeniden işleme, psikoterapist Francine Shapiro’nun geliştirdiği, ABD’de 1987 yılında yaratılan travma tedavi yöntemidir.

Seli’nin İyileşme Yolculuğu/ Bölüm 13

Başka doktora gitmeme sözü verdim kendime, kendi doktorum ben olcam hıh! 🙂 

Canım kadim bilgilerden Ayurveda’yı tekrar hatırlamak istedim. Regl olmadığım süreçte sporcularla çalışan Ayurvedik Hint’li bir doktorla tanışmıştım, hatta eve davet etmiştim. Annemle bana ‘Ghee’ yapmayı öğretmişti 🙂 Neyse beni muayene edip ‘Dosha’mı (beden tipimi) söylemişti, bir de bana özel hazırladığı bi sunum vardı ki yaşayabilme ihtimalim olan tüm sağlık problemleri yazıyordu.Tabİi benİm o zamanlar algım hiç sağlıkta olmadığı için es geçmiştim… Ayurveda; insanı beden tiplerine göre ayırır, herkese zaten nasıl aynı protokol uygulanabilir ki? Teşhis aynı olsa bile, ‘ bio individual ‘ diye bir şey var!!

   Fonksiyonel tıpın en önemli doktor ve diyetisyenlerinden birine gitmiştim ve yaşadığım hayal kırıklığını anlatamam!

Bunun yanında benzer süreçlerden geçmiş, kendini iyileştirme yoluna adamış bir sürü kadının da bloglarını okuyor, Youtube videolarını izliyordum.

Yoga eğitiminde Ayurveda konusunda önemli eğitimler almış, Ayurvedik pratisyen arkadaşımı arayıp süreci anlattım.

Ayurveda’yı merak edenler kendi araştırmalarını yapabilirler. Derya deniz çünkü ama belki biraz açarım ileride..

   Kendisi benim doshamı ve dengesizliğimi biliyordu. Ben de Ayurveda bilgimden ötürü rahatlıkla konuşabiliyordum. Bana ilk söylediği; iki öğün beslendiğin sürece düzenli regl olamayacağımdı! Bir de leaky gut için doğal destekleyici bir kaç baharat ve supplementt almam gerektiğinden bahsetmişti. Zaten o sıralar agni’m (sindirim) zayıf olduğu için az ve sık beslenme iyi geliyordu fakat bir yandan insüline iyi gelmediğini biliyordum..

İsyaaanım büyüktü,sindirimime iyi gelen kan şeker/insülin dengeme iyi gelmiyordu. Kan şekerimi dengeleyen insülin friendly beslenme sindirimimi zorluyordu. Tavuk-yumurta muhabbetine dönmüştü beslenme!

Yorgunluğun ağırlığı size de geliyor mu?!

Sabahtan akşama kadar okuma, yazma, ağlama, dua, meditasyon, arada dışarda yürüyüş denemeleri…Bana iyi gelen iki, üç insan, terapistim, fitik asit ve lektinden ayrılmış baklagillerim ile geçinip gidiyorduk 🙂

Bana iyi gelen demişken anmak istediğim bi isim var; Arzu Özev.

Pandemi basladığından beri canlı yayınlarını yakında izliyordum, her gece kalp atışlarıyla uyandığımda sesiyle yaptığım meditasyonlar iyileşme yolumda kaynak, ışık, umut, rehber oluyordu. Bir gün kitabı olduğundan bahsetti, hemen aldım…

ZEHİRLİ MASALLAR, altını çize çize, göz yaşlarıyla okudum, kendimden ne çok şey buldum…Bize öğretilen, inandırılan, tabu oluşturan her ne varsa tüm bu zehirli masalları bırakmaya gönüllü olanların, özün, gerçeğin, hakikatın peşinde olanların okuması gereken bir kitap..Voleybol oynadığı bir bölüm vardı onu görünce içimden kendisine mesaj atmak geldi. İyi ki de atmışım, sonrasında onun gruplarından birine dahil oldum, besleyici sohbetler, birlikte yogalar, meditasyonlar…Bu dünyaya inmiş bir melek diyorum ben kendisi için ,çok özel bir ruh. Kendisiyle sonra yüz yüze de buluşuyoruz, tanışıyoruz ,sımsıkı sarılıyoruz…

Depresif ve kalp çarpıntılı hallerimle yavaş yavaş arkadaş olmaya başlıyorum…O sıralar içimde çok canlanan bi hayal var Bali’ye gitmek, yıllardır erteliyorum. Hem de su Ayurvedik Panchakarmayı (derin arınma) çok merak ediyorum. İkisi aynı anda olsa müthiş olmaz mı?

Uzun zaman sonra heyecanlandığım başka bir fikir olmamıştı ki o günlerde rüyalarımda görüyordum, rüyalar benim için önemli habercilerdir. Terapiye başladıktan sonra daha fazla görmeye başladım,

çünkü bastırdıklarım, bilinç altında kalanlar yüzeye çıktıkca yenilere alan açılıyordu, öyle olsa gerek:)

Araştırmalarıma başladım, Ayurvedik retreat merkezleriyle görüşüp benim o anki koşullarıma uygun mu diye istişare ediyordum. Oneworld Ayurveda’ya karar veriyorum. Tabii vize işi nasıl olacak? Pandeminin ortasındayız, hemen bakıyorum, Jakarta’da beş gün karantina sonra adaya serbest giriş. Yalnızca business vizeyle mümkün,pandemiden ötürü turist vizesi kalkmış. Peki o zaman ne gerekiyorsa yaparız ve bir gece tekrar rüyamda Bali’de olduğumu görüyorum. Yüzümde bir gülümsemeyle uyanıyorum ve saate bakıyorum 05.55 o an içimden Arzu’yu aramak geliyor, ben Bali’yeeee gidiyorum diye…Meğerse o da Brezilya’ya gidiyormuş 🙂 Pandemiye kafa atan biz cesur yürekler..ve tüm işlemleri hallediyorum, haydi ben Bali ‘ye ☺️

Seli’nin İyileşme Yolculuğu/ Bölüm 12

Yanı başımda defterler, kitaplar, mendil. Zamansızca akan gözyaşları ve hayata tutunmaya çalışırken kafamı yastıktan kaldırmaya mecalimin olmadığı günler, kalp çarpıntısından uyuyamadığım geceler… merhabaa..

Şimdi oynayacak bir topum bile yok ,ben ve canım kendim patolojik ismi; depresyon+panik atak. Haykırsam sesimi duyan olur mu? 

Nasıl bi sürecin içinden geçiyorum böyle?

Dünyanın durduğu bir zamana denk gelmeseydi nasıl olurdu acaba? Bu Da Geçer Ya Hu’yu okuduğumda bile artık iyi gelmiyordu. Geçip bitmeyecekmiş gibi bir karanlığın içindeydim

çünkü geçmiyordu, ağırlaşan beden, düşüncelerden bulanmış zihin, hazmedememiş ve nerdeyse çalışmayan bir sindirim sistemi, baş ağrısı ,şeker regulasyonu yapamayan bir metabolizma..hangisinden başlamalı?

Bir umut diye dua ediyordum her gün, bir yandan bana ne iyi gelirin peşindeydim..elimde ruh, zihin, beden dengesi için yapılıcak pratikler, uygulamalar her şey vardı. İşe yaramıyordu işte ama savaşçı ruhum bırakmıyordu…

Konulan teşhislerin üzerine okumalarım, araştırmalarım devam ediyordu, bir yandan bağırsakla ilgili konuları araştırıyordum, orda da yolunda gitmeyen şeyler vardı…e tabi beyin-bağırsak üzerine bilgiler mevcut.

Peki ben ne yapabilirim, kendime nasıl yardımcı olabilirim?!

Yoga eğitim grubumuzda sindirim problemleriyle alakalı sorun yaşayanların konuşmalarını okuyordum, birbirlerine bütüncül yaklaşan doktor ve diyetisyenlerin isimlerini paylaşıyorlardı bir yanım bir daha doktor yüzü görmek istemezken, bir yanım çözüm peşindeydi. Terapiye düzenli olarak devam, her hafta biraz heyecan, biraz korkuyla acaba ne olucak merakıyla devam ediyordum.

İlk aylar ne hissettiğimden değil, zihinden hikayeler, bilgiler paylaşıyordum:) Ben ne hissediyorumun cevabı yok, ne hissetmem gerekiyor ki? Bedenimden o kadar kopmuşum ki, sinir sistemi kaç/savaş modundan, o kadar yorulmuş ki tek derdi beni hayatta tutmak, çözüm ise duygularımı da geçici olarak dondurmaktı. Donan duyguların çözülmesi için zemin hazırlanıyormuş meğerse terapide.. Ben o sırada doktorların isimlerini alıp araştırmaya koyuldum, bu işe daha derinden bakalım değil m?…Alanının en iyilerinden olması önemli tabii,

ne kadar iyi o kadar doğru çözüm ya sanki 🙂 

Metabolizma ve sinidirim konusunda uzman bir doktordan randevu aldım. ‘Stool Test’ yapılıyor.Amerika’da duymuştum, Türkiye’de ilk kez duyuyordum.. Gaita yurtdışına gönderiliyor ve sonucuna göre de bir beslenme ve takviye programı sunuluyor.Test sonuçlarını kırk beş gün kadar bekledik. Sonunda geldi, gözyaşlarıyla gittim ve Gökhan Bey’e, ‘lütfen, lütfen bir şey söyleyin ve yaşadığım her şey anlam bulsun’ dedim..‘Merak etmeyin, Selime Hanım buldu!’dedi…Teşhis: ‘Leaky Gut’, ‘

Sibo ve Histamine’ de varmış..dedim nedir bu Leaky Gut??

Kitaplarda okuyoruz ama geçirgen bağırsakmış aslında toplumun çoğunda olan ve fark edilmeyen bir durum, böyle havalı testler ile ancak ortaya çıkıyor.Nedir yan etkileri diye sordum…Yaşadıklarımın hepsi listede; anksiyete, depresyon, baş ağrısı, eklem ağrıları, beyin sisi, konsantrasyon bozukluğu, şişkinlik, gaz, kabızlık, ishal, şeker dengesizlikleri, insülin problemi… liste uzaaaar gider…

   Oh tamam artık tutunacak, sahiplenilecek bir teşhis var! Yaaa gördünüz mü, ben normalim her şeyin suçlusu geçiren bağırsak 🙂 Çözüm; Paleo tarzı beslenme, aralıklı oruç ve avuç dolusu supplement . Hell yea!! 

Geçecek değil mi Doktor?!?

Evet evet elli sekiz gün şu listeyi uygula bakalım diyetisyen hanımın verdiği, sonra görüşelim tekrar…O kadar çaresiz bir haldeyim ki gerçekten dese ki şu taşı ye yerim!

   Taş yesem daha iyiydi! İki hafta her gün tentürdiyotumsu bir şey içtim bööööğğğğğ…

O kadar inandım ki tamam başlıyoruz…

Day 1:eliminasyon… sadece sebze et ve sağlıklı yağlar…bir de pilatese başladım hafif olsun diye hareket olmadan olmuyor tabii. Beden bana dur dese ne olur ki doktor hareket demiş değil mi? 🙂

   Bir ay geçmedi, semptomlarda iyilik hali; ehhh şişkinlik az tabii o kadar az yemeğe ne şişsin 1.83cm-75 kilo kıza sen günde iki öğün??????Arada yağ içiyorum, enerjim yok, düşük karbonhidrat beslenme tabii alışık oldugumun dışında, yeni bir şey. 
  Neymiş efendim vücut yağdan enerji almaya alışırmış…Peki tamam ee ama regl yok yine? Ee ben hormonlarımı dengeye sokmak için yıllardır uğraşıyorum!!

Bu kaçıncı hayal kırıklığı, kırıla kırıla paramparçayım! Hani en iyisiydi, hani ünlüler bile iyileşiyordu?!!

Tüm protokolu elli sekizinci günün sonunda bıraktım, gluten, süt ürünü tüketimim zaten yoktu.En azından arada kinoa, karabuğday, sağlıklı tohumlar olsaydı yaa! Kendi bildiğim gibi yine dikkat ederek beslenmeye devam ettim, hoop bir sonraki ay regl geri geldi! Neden? Çünkü; kadın bedeni o kadar açlık altında yine stres altında ,sağlıklı stres değil hem de bu, tehdit oluşuyor!On dört, on altı saatlik açlık, en azından o süreçte benim için öyle! Güvende hissetmeyen bedende regl falan olmaz, üremeyi kapatır daha önce stres algıladığında yaptığı gibi…

Bir daha doktor mu?? pls nooooooooooooooooTabii benim kendi obsesif araştırmalarım devam ediyor; leaky gut üzerine videolar, podcastler… Of of beyin yandı,alev çıkıyor. Masterim gut health üzerine tamamlanmış oldu 🙂

Seli’nin İyileşme Yolculuğu/ Bölüm 11

Tam pandemi döneminin başladığı günlere denk geldiği için yüz yüze görüşmeler ertelenmişti ,online görüşme yaptık. Hatırladığım kadarıyla görüşmenin yüzde sekseninde ağlamıştım, derdime bir çare ya…

Teşhis: Anksiyete-kaygı bozukuluğu ve depresyon .

Çözüm: Prozac !

Teşekkürler! 

Nasıl karar vereceğimle ilgili hiçbir fikrim yok. İç sesim hayır, dışarısı beni ikna etmeye çalışıyor ilaç konusunda.Yaşadıklarımı anlamlandırmaya çalışıyorum, elimdeki sağlıklı araçlara bakıyorum, kaygı ve depresyona iyi gelen ,her şey tamam görünüyor..gerekeni yapıyorum ya işte! Beyin kimyamı ilaçla değiştirmem ben! Dopaminimi ,serotoninimi doğal yolla salgılatırım! zaten serotonin 90% bağırsakta üretilmiyor mu? e tamam!

Neyse eczaneye gidip ilacı alıyorum. Kutudan çıkarıp avucumun içinde tutuyorum bir tanesini, aynanın karşısına geçip hıçkıra hıçkıra ağlıyorum ve onunla sesli konuşuyorum,‘içmeyeceğim ya seni, sensiz yapabilirim ben!!’ İçmeme kararı veriyorum!

Bu arada kuzenim veteriner hekim. kimya, fizik, biyoloji, hormon, etken madde konularında çokça bilgili diyebilirim: Güvenilir bir kaynak. Tüm süreçlerimi rahatlıkla konuşabileceğim, kendimi anlatmadan beni anlayabilecek bir sığınak. … Kendisine küçüklüğümden beri ‘dayı’ diye seslendiğim için bundan sonra dayı dediğimde kendisinden bahsettiğimi bilin çünkü hayatıma, yoluma, yolculuğuma olan katkıları için söyleyeceklerim sayfalara sığmaz!

  Ve diyorum ki ben bu ilacı içmeyeceğim ,böyle bir yol seçmeyeceğim ,yıllarca her türlü ağrımı ilaçla bastırdım, artık öyle bi lüksüm yok, kendime bu zararı veremem!

Şimdi geriye dönüp baktığım, keşke dediğim nadir süreçlerden! Keşke bu kadar direnç göstermeseymişim,keşke içseymişim! ilacın yan etkilerine rağmen alacağım fayda, içmeyerek sinir sistemime verdiğim hasardan fazla olucaktı ki toparlamam yıllarımı aldı 😞

Sinir sistemi bu kadar alarm durumundayken, ortada tehdit algısı varken maalesef ki yoga, meditasyon, sağlıklı beslenme, hareket bir yere kadar işe yarıyormuş..hatta durmak , gözleri kapamak buyuk bir tehdit algisi oluşturabiliyormus.ben bilirkişi, uzman sözü dinleyerek değil, deneyimleyerek öğrenme yolunu, acının ızdıraba dönüşmesini seçtim. Bazen bu da bir seçim …derken dayım direncimin çok farkında aynı zamanda yardım çığlıklarımın da farkında..bana dedi ki ‘benim için birini görür müsün?’

Öyle bi haldeyim ki artık ne olduğu, kim olduğu önemsiz ,şifacı, hacı, hoca sarlatanlarından olmasında 😀 Dayım gibi bilimsel, fizik,kuantum alanından yaklaşan birinden böyle bir şey zaten beklemem ,inanmaz da😂

Sonra bir telefon görüşmesi yapıyor ve ben online acil durum ile psikilog oldugunu bildigim bir bayana bağlanıyorum..

Pandemi sürecinin ikinci online görüşmesi. Ben resmen titriyorum, kalbim yerinden çıkacak gibi çarpıyor ve tüm savunmasızlığımla sandalyeme oturmuş laptopun başındayım. Halim ortada, ağlayarak titriyorum, bedenin verdiği bu tepkiler bana anlamsız geliyor. Sorsan korktuğum hiçbir şey yok…

psikolog gözlerimi odada gezdirmemi söylüyor, neler gördüğümü soruyor rengi, dokusu, kokusu.. aaa bu beş duyuyla algılama mindfulness pratiği değil mi? e ben bu ortyantasyonu eğitimden hatırlıyorum 🙂 hala zihindeyim..

Meğerse insan kitaplar okuyarak, bir, iki seans bilinçaltı teknikleriyle, spiritüel sihirli dokunuş ve çalışmalarla, sinir sistemi, yoga, meditasyon bilgi ve prtikleriyle tek başına hoop diye düzelen bir varlık değilmiş..Hatta bunların hepsi kaçmak için kullanılan araçlar olabiliyormuş. Meğer bitmemiş meseleler, tutulmamış yaslar, bastırılmış öfkeler, ifade edilmeyen korkular, karşılanmamış ihtiyaclar, yaralı içsel cocuk ve nicesi temas edilmeyi bekliyormuş..

Bedenin her bir yerinde kayıtlıymış..

Meğer üstünü örttüğünün altında kalıyormuşsun

Bilinçaltı denilen hayatımızı otopilotta yaşattıran o  %95lik alan bizi kukla gibi oynatıyormuş..ta kiii sen uyanana ve onu ortaya koyacağın güvenli ,kapsayıcı ve şefkatli alanı bulana kadar …..

Bir ‘Travma Terapisti’nin karşısında oturduğumdan habersiz çıktığım bu yolculuk üç senedir halen devam etmekte..

veeee tüm sancılara rağmen kendimi kendimden doğurduğum süreçleri mümkün olduğunca en yalın halinde aktarmaya çalışacağım ve bence asıl hikaye şimdi başlıyor…

stay tuned:) 

Seli’nin İyileşme Yolculuğu/ Bölüm 10

Yine bir eve dönüş…

Ben eve dönüşü aslında ‘bedene dönüş’ olarak adlandırıyorum, çünkü bu beden bizim tapınağımız, yani evimiz…Şimdi hem bedensel rahatsızlıklar hem de evimde bir başımayım…yalnızlık ve çaresizlik hissinin tarifi yok ki o zamanlar böyle kelimelere dökmezdim, paylaşamazdım, yüzeysel paylaşırdım, kaçardım, saklanırdım, izole olurdum…Öyle de yaptım ve 2020’nin aralık ayında resmi olarak voleybolu bıraktığımı açıkladım..

   En sevdiğim şehre tek yön bilet aldım! Londra’ya…benim kaçışlarım hep kurtuluş hissi gibi gelirdi. Uzaklardayken öyle özgür hissederdim ki..

Aidiyet bana uzaktı, köklerimizin göçmen olmasının da etkisi olsa gerek. Nomad soul…

O sıralar almış oldugum Secondary Amenore(Altı aydan uzun süre regl olmama) teşhisi üzerine derin araştırmalar yaptım, Türkçe kaynaklardan yeterince faydalanamadım, yabancı kaynakları araştırmaya başladım. Bunu yaşayan tek ben olamazdım değil mi? Youtube videoları, bloglar, bir sürü kişiye ulaştım. Facebook’da gruplara üye oldum. Bu Secondary Amenore aslında Hipotalamik Amenore’ymış. Bu konuyu kitap haline getirmiş birine ulaştım aynı zamanda kendisi de deneyimlemiş. Kitabını satın almayı denedim fakat başaramadım, kendisine uzunca hikayemi anlattığım bir mail attım.Biraz yazıştık sağolsun,kitabı bana hediye etti 🙂 Bende bu deneyimi yaşayan ve okumak isteyen kişilere ileteceğimin sözünü verdim, kitabin fotoğrafını şöyle ekliyorum, okumak isteyenler bana mail atabilir, pdf iletebilirim…

   

   Kitabı okumaya başladığım andan itibaren gözyaşlarımı tutamadım, yazılan çoğu şey benle rezone oluyordu.

Aslında stres dediğimiz şey sadece mental, duygusal değil fiziksel de olabilirmiş. Hatta sağlıklı yaşam adı altında yaptıklarımız bile…Yoğun egzersiz, kısıtlı diyetler, duygusal birikimler vs…O günden sonra kendime diyetin d’sini yapmayacağıma söz verdim! (tabii ki öyle olmadı…)

ve ilk kez kendimi serbest bıraktım…Londra’dayım, sokaklarda geziyorum ve sadece dua ediyorum, bu yorgunluk hali geçsin, bu ağırlık geçsin…O sıralar meditasyon da yaptığım için sürekli regl oldugumu imgeliyordum ve bir gün hiç unutmuyorum,

London Bridge manzarasında gözyaşlarımla birlikte dua ettim ‘lütfen dedim bana mucizeyi deneyimlet, lütfen bedenim dengeye gelsin, sağlıklı olayım, huzurlu olayım!’…Mucizelere inanır mısınız? Ben hep inanırdım. Şimdi kat be kat inanıyorum yapılan hiçbir dua, niyet, seçim karşılıksız kalmıyor! Bundan daha mucize ne olabilirdi?O hafta regl olmuştum! Kuzenime bir sarılışım var ki! Bu defa mutluluk gözyaşlarıydı…

Yaklaşık üç hafta Londra’da kaldıktan sonra İstanbul’a döndüm. Bu esnada kilo alımının normal olduğunu da biliyordum ve ben baya bir kilo almıştım bununla okay olabilmem, süreci sindirebilmem kolay olmadı ki

döner dönmez ciddi sindirim problemleriyle karşılaştım! Uzun süre kısıtlanan gıdaların vücuda tekrar dahil olmasından sonra olabiliyormuş…

Derken 2020 Mart’da pandeminin patlamasıyla beraber bendeki semptomlar artmıştı; reglim geri gelmişti fakat inanılmaz baş ağrıları, yorgunluk, yataktan kalkamama hali, kalp çarpıntıları, şişkinlik… O sırada başka bir kuzenim bana bir psikiyatrist ile görüşebileceğimi söyledi. Tabii benim ego o kadar güçlü ki böyle bir şeyi kabul edebilmem mümkün değil! Şimdi diyorum ki bu ego değil bu ‘kibir’!!!Diyorum ki o sıralar ‘ ya ben bu işin eğitimini aldım sinir sistemim üzerine çalışıyorum, yoga, meditasyon, ne gerekirse yapıyorum!’

Ee ilaç kullanımına zaten karşıyım! Peki peki bir kere de güvendiğim bir insanın sözünü dinleyeyim ve bir de şu psikiyatristi göreyim. Yeni bir doktor görüşmesi dahaaaa!!!

Seli’nin İyileşme Yolculuğu / Bölüm 9

Bu arada yeni sezonla ilgili herhangi bir gelişme henüz yok. Mayıs genelde bizim marketing için erken sayılır tabii bu zamana kadar sezon bitmeden bile seçenekleri olan bi oyuncu olarak son dönem (İtalya-Polonya-Filipinler) yaşadıklarımla beraber canım sıkılmıyor değil. Endişe seviyemin farkındayım, menajerim ilgileniyor biliyorum,o yüzden tek sorumluluğum olan fiziksel çalışmaları ve kendine iyi bakım vermeyi sürdürüyorum, yoga eğitimine katılıyorum daha nolsun😄O kadar heyecan doluyum ki kendimi eğitime fena kaptırmışım. Sabah derslere yürüyerek gidiyorum. Kulağımda notlar, zihinimde dönen düşünceler, acaba bir gün bu öğrendiklerimi, deneyimlerimi birilerine aktarabilir miyimin heyecanı, meraki …bir yandan yaptığım meditatif çalışmaların etkilerini görüyorum . Hatta rüyalarım bile değişiyor, beden tepkilerimin daha farkındayım bi yandan da korkutucu geliyor, Allahım neler oluyor..

Yeni bi dünyaya adım atmışım gibi, yoğun hissediyorum fakat hiçbirini anlamlandıramıyorum..Yıllarca bedeniyle para kazanan biri bedenin duyumlarından bu kadar uzak kalabilir mi? Tek hissettiğim son nokta olan ağrı oluyordu. Onun da çözümü; ,apranax, muscoril, voltaren ya da muadilleri oluyordu. İşte takımdaki fizyoterapist veya doktor ne veriyorsa…Derken bu pratiklerle benim reglim tekrar geri geldi, ağır fitness yapıyor olsam da bedeni rahatlatan o kadar çok meditatif, somatik çalışma yapıyordum ki kendi doğal döngüsüne dönüyordu beden,doğal olmayan onu yıllarca duymayışım! Haykırışlarını, çığlıklarını…


Bu süreçte iki ay regl oluyorum ta ki ağustosta elime voleybol topunu alana kadar.. takım bulana kadar ki süreçte top antrenmanlarından uzak kalmamak için Türk Hava Yolları ile antrenmanlara başlıyorum.. Başladığım hafta eski tüm semptomlar kat ve kat fazlasıyla ortaya çıkıyor, idman ortası çarpıntılar, baş ağrısı ve tabii ki reglim de duruyor o ay.. Bir şeylerin fazlasıyla yolunda gitmediği artık ortada, ‘iyi olma hali’ için çırpınan biricik halime sıkıca sarılıp ben burdayım, yanındayım demek istiyorum..

Antrenmanlara bir süreden sonra devam edemiyorum öncesinde idare ediyorum…Bu esnada tabii bırakma gibi bir opsiyon aklımın ucundan bile geçmiyor…Sürünüyorum ama devam. En büyük kararım (sağlıklı diyelim)yurtdışında oynamamak oluyor, İstanbul’da olacağım hatta mümkünse aileme yakın!E tabii bu niyet doğrultusunda eski antrenörüm olan Mehmet Ağabey beni Beylikdüzü’ne çağırıyor, kabul ediyorum. Antrenmanlara giderken,’NEDEN’

 böyle oluyor diye sorgulamaya da devam ediyorum ve yeni bir doktor arayışına giriyorum. Muhtemelen bu gideceğim üçüncü kadın doğum uzmanı olacak…

    O sezon başı farklı bir sporcu beslenme uzmanıyla çalışmaya başlıyorum. Bütüncül ve fonksiyonel tıpı da dahil ediyor yaklaşımlarına.Yaşadığım sorunlardan bahsediyorum, çok fazla doktora gittiğimden, sonuç alamadığımdan vs..  Hormon testi öneriyor bana..

Amerika’da yapılan Dutch Testi..Tükürük alınarak yapılan bu test; hormonların çalışma şeklini, kortizolun en pick yaptığı saatleri vs. hepsini gösteriyor. Çok kapsamlı ve maliyetli aynı zamanda 😏

Tamam diyorum ,ne gerekiyorsa yapalım..

Bu esnada tekrar kontrol amaçlı doktora gitmemi öneriyor. Tamam diyorum ben araştırıyordum zaten..öneriler alıyorum, lütfen iyi bi doktor olsun…

  Yeni bir isim geliyor…

Randevuyu alıp gidiyorum ,kan değerleri iyi, muayene iyi, rahim, yumurtalıklar sağlıklı ..eee?  Tabii ki çözüm olarak ilaç!! Direkt olarak hayır diyorum! Ben doğal reglimi istiyorum!! hormonlarımı maskeleyerek suni bir kan değil ! … bir de endokronoloji görsün diyor, 

belki metabolik bir durumdur, stres kaynaklı olabilir..Artık stres lafını duymak bile istemiyorum, yapılması gereken her şeyi yapıyorum, beslenme, yoga, nefes, meditasyon…

Antrenmanlara giderken çantama tüm bu yaşadığım yükleri de koymuş gibi gidiyorum, sıçrarken sanki yüz kilo ekstra ağırlık var!

Eski performansımı gösteremiyorum, günden güne ağırlaşıyorum, nefesim tükeniyor, kalp çarpıntıları, baş ağrıları…bu şekilde üç-dört tane resmî maça çıktım desem inanır mısınız?

  Ah ah o zamanlar ki acılar, üzüntüler, tutulmamış yaslar ve çaresizlik..Yazarken bir an bedenlendi..

En son oynadığım Fenerbahçe macıydı diye hatırlıyorum. Isınmada izin isteyip dışarı çıkmıştım nefes almaya, antrenöre iyi hissetmediğimi söyledim.Maç başladı, topu dahi göremiyorum, top bir oraya çarpıyor, bir buraya … Antrenöre bakıyorum ve beni al diyorum.. Voleybolda pek görülen bir şey olduğunu sanmıyorum.

En azından benim voleybol hayatımda bir ilkti…

Öyle kalp çarpıntıları k, bu resmen patolojik bi durum hatta teşhisi varmış; PANİK ATAK !  Ben de ilerleyen zamanlarda öğreneceğim…

Derken antrenörle konuşup, kendime olan saygımdan daha fazla devam edemeyeciğimi söylüyorum. İki, üç hafta takımdaki gençlere ablalık yaptıktan sonra takımdan ayrılma kararı veriyorum..

  Bu arada şu detayı belirtme ihtiyacı duydum; herhangi bir ödeme yapılmamıştı klüpte maaş anlamında yoksa kendimi ne kadar mahcup hissedip nasıl bi vicdan yapabileceğimi biliyorum..bir şeyleri yarıda bırakmak bana göre değil! Sonuna kadar, olduruna kadar devam etmeeek..hatta sağlık sorunlarına rağmen..bu kadar derin ve hassas düşünüp, hissetmenin de  kalp çarpıntılarına etkisi olsa gerek …

Seli’nin İyileşme Yolculuğu/ Bölüm 8/ İstanbul

Yıkılmışlığımla topladığım bu kaçıncı bavul, gerçekten insana kaldırabileceğinden ağırı gelmez mi? Zorlandığım duygularımla baş edebilmek, ay pardon onlardan kaçabilmek için tercihim seyahat, aa bir de yemek 🙂
Dünyanın bir ucuna gelmişken o muhteşem adaları görmeden olur mu hiç?! Yaklaşık üç hafta gezip dolaşıyorum, oralarda gördüğüm güzellikleri anlatmaya ne blog sayfası ne de kelimeler yeter! Niyet eden herkesin gitmesi dileği ile..
Neyse bir başıma yine bir şekilde keyif almanın yollarına bakıyorum. Yeni insanlarla tanışmak, sohbet etmek, organizasyonlara katılmak, yeni lezzetler denemek…İşte o zamanlar ki Seli, tanıyanlar bilir tam bir foodieyim 🙂
Bir şekilde devam etme gücü buluyorum kendimde. Kafamda deli sorular, bedende sıkışıklık olmasına rağmen yüzümü güldüren, heyecanlandıran, adrenalin dolu unutulamayacak anılar biriktiriyorum. Şimdi geriye dönüp baktığımda woo ne cesaretmiş be diyorum, tebrik ediyorum kendimi 🙂

Veeee tekrar İSTANBUL.
ilk önce ailemden uzakta, kendi başıma ev tutuyorum; yeni sezona kadar. Şimdi baktığımda ailemin hayal kırıklığımı, başarısızlığımı, arayış içinde olduğumu dolayısıyla üzüntümü, o doktor bu doktor koşturmamı, sağlıksız hallerimi görmelerini istemiyorum. Kaçıyorum bir nevi.. Aslında onlardan deği; kendimden… Bence onlar da sürecin farkında, en azından zorlandığımın ama çaresizliklerinden ne diyeceklerini, nasıl davranacaklarını bilmiyorlar, ve onlara göre genelde çözüm ilaç. Oysa ki fiziksel, mental hastalıkların çözümü kısa bir süre için ilaç olabilirdi ama ruhun yaralarının hiç birinde ilaç işe yaramıyordu ve en çok ihmal de orada oluyordu… Dişimize bir şey olsa dişçiye, kolumuz kırılınca alçıya.. peki ya kalbimiz, ruhumuz kırılına?…
Peki ben kırık kalbimi nereye götürdüm?
Yoga eğitimine…dedim o ders paketi, bu nefes terapisti olmayacak ben en iyisi kendim öğreneyim, kendime iyi geleyim…
Bir yandan yeni sezon hazırlıklarına devam ediyorum, tüm bu yaşadıklarıma rağmen ‘ah kızım sen mesajı alamadın mı?’ dediğinizi duyar gibiyim 🙂 Çakralar kapalı anam, neyi alayım! 🙂 Çakralarımız kapanmaz bu arada buraya dip not yapıştırayım. Çakralara da geleceğim ilerleyen zamanlarda 🙂

Haftada üç, dört gün yoğun çalışmalar devam ediyor bir yandan da yoga eğitimi araştırıyorum.
Yogayla ilk tanışmam klasik spor salonlarındaki derslerden birinde olmuştu sanırım 2012 yılıydı..Evet evet, evlenmeden önce ki seneydi hatırlıyorum. ‘Omm’ sesinden sonra ‘Lotus Pozu’ndan kalkıp sınıfı terk etmem ve ilk yoga deneyimimin toplamda beş dakika sürmüş olması beni küstürmemiş olsa gerek ki hormonal sorunlarıma çözüm olarak yine bir şans verdim 🙂
E tabii böyle bir deneyimden sonra çekinerek yaklaştım, önce Cihangir Yoga’nın farklı stüdyolarında hocalar denedim, aylık paketler vs… Ve hepsinde amacımın aynı voleybolda olduğu gibi bedeni düzeltme, hormonları dengeleme, performansıma iyi gelir diye esnetme ve sonuç odaklı yaklaştım! Yani heep bir KONTROL…
Evet bunlara iyi geliyor ama yoga; nihai bir amaç peşinde koşmak değil…
Böyle bir rezonans alanındayken de yumuşak, akış halinde, yin tarzi olan bir hocanın bana gelmesi ne mümkün?! Bu işin kökeni Hindistan diye Hintli yoga eğitmeniyle bile çalıştım…Noo!
Okuyorsan selam olsun Rishi’ciğim! Seninle ekstra disiplini öğrendim (hali hazırda bende fazlasıyla olan:) )
Ama ihtiyacım salmak ,rahatlamak kısaca akış halini deneyimlemekmiş.

Neyseee dualarım gerçekleşti ki yolum Zeynep Aksoy ile kesişti…Eğitime katılmaya karar vermeden önce Youtube’da Reset kanalını izledim, günlerce pratik yaptım. En sevdiğim konuları anlatıyor bir de…İçim içime sığmıyor o sıralar. Aile dizilimi, nefes pratikleri, vagus siniri, mindfulness, polyvegal teori… izlerken pratikleri de yapmaya başlıyorum. Yirmi- otuz dakikalık meditasyonların beni çok zorladığını hatırlıyorum.(Sebepleri daha ilerdeki yazılarda anlaşılacak:) ) Ve eğitime katılma kararı veriyorum…2019 Nişantaşı, Amerikan Hastanesi, Code Lotus ‘da aylar sürecek; meğerse hiçbir şeyin bir daha eskisi gibi olmayacağı yeni bir versiyonuma adım atıyormuşum!
Okula tekrar başlama heyecanı gibi, yıllar sonra o kadar iyi geldi ki…
Kalem, defter, kitaplar, yeni sınıf arkadaşlarım, bambaşka hikayeler, yolculuklar… bu arada benim mindfulnessla tanışmam 2015 yılında Mindfulness Academy kurucusu Erhan Ali Yılmaz’ın düzenlediği bir workshop sayesinde olmuştu, o zamanlar bu kadar popüler değildi. ya da ben duymamışım.Hayat beni bi şekilde yönlendirmiş, nasıl bir arayışım varsa o zamanlar….