Seli’nin İyileşme Yolculuğu/ Bölüm 7/ Filipinler

Tabii ben manifestingi, kelimelerin sihir işini, evrenin yasalarına göre değil de kendimce yapıyormuşum(birazcik yüzeysel kalmış) Mesela nasıl hissetmek istediğimi vizyon tabloma eklemeyi unutmuşum 🙂

Neyseeeee finally welcome to Philippines…
Bayılıyorum Asya insanına! Sıcak, güler yüzlü, misafirperver.. O kadar büyülü karşılanıyoruz ki havaalanında.! Amerikan takım arkadaşımla pasaport sırasında tanışıyoruz, evimize yerleşmek üzere yola çıkıyoruz. Meraklı gözlerle yolları izliyorum. Daha önceki Uzak Doğu deneyimlerimden aşinayım sokaklara. İçime sığmayan bir heyecan..
Takım menajeri, yolda gittiğimiz aracın şöförüyle beraber bize özel ayarlandığını söylüyor 🙂 Büyüleyici bir rezidansa ayak basıyoruz, evin içi özenle hazırlanmış, bir sporcunun ihtiyacı olandan fazlası mevcut..

Maçlara başlamadan üç hafta kadar hazırlık sürecimiz var, yerel oyuncuların çalışma hayatları da olduğu için günde tek antrenman, alışılagelmiş düzenden farklı benim için. İdmanlar oldukça uzun ve yorucu, tabii havanın etkisiyle de ekstra bunaltıcı..
İlk antrenmanların sonuna doğru enerjimin bittiğini fark ediyorum, tempo o kadar yoğun ki fiziksel yorgunluğa bağlıyorum fakat bir şeylerin yolunda gitmediği aşikar. Bir kaç kez antrenman sonuna doğru oturmak için izin istediğimi hatırlıyorum. Başım dönüyor, kalbim normale göre daha hızlı çarpıyor ve gece uyanmalarım da devam ediyor, artık benim için o kadar doğal ki neredeyse arkadaş oluyorum çarpıntılarımla 🙂
Sorgulamalarım, kendimce araştırmalarım devam ediyor, ne iyi gelirin peşindeyim. Beslenmeme ekstra özen gösteriyorum. Düzenli masaj, ağrılarım için haftada bir, iki kez fizik tedavi alıyorum. Kısaca elimdeki imkanlarla kendime iyi bakım veriyorum, yıllarca yaptığım gibi..
Sezona da gayet iyi başlıyorum. İlk maçımızı 3-2 kazanıyoruz, istatiksel olarak iyi de bir performans sergiliyorum. Yirmi küsür sayı..
Fakat ben kendimden pek de memnun değilim. Eski bildiği Seli değil yani bu..
O sıralar bedensel tepkiler artıyor, vücudumda böcek ısırığı gibi kırmızı kabarcıklar oluşmaya başlıyor. Asya ülkelerinde bolca böcek olduğunu bilirsiniz, evin içinde sürekli bir kovalamaca oynuyoruz 🙂 Onunla alakalı olduğunu düşünüp menajere söylüyorum , bed bug (tahta kurusu) olabileceğini söylüyor, yatağımın değişmesini rica ediyorum. Yatak değişiyor fakat bende değişen bir şey yok!
Kızarıklıklarımın üzerine bir de uçuklar ekleniyor. Aslında yıllardır alışırım uçuklara, regl yaklaşırken, bağışıklığımın düştüğü zamanlarda patlayıverir bir kaç tane…Fakat regl olmadığım bu süreçte ilk defa oluyor. Sağlığımla ilgili endişelerim artıyor ve o an için yapabileceğim hiçbir şey yok. Durmak ne mümkün, geleceğim, kariyerim, bir sonraki sezon bu performansıma bağlı..
Fiziksel olarak zorlanmam mental sağlığıma da yansıyor. O sıralarda takip ettiğim ‘uplifers’ diye bir site var, orada ruh-zihin-beden dengesi üzerine yazılar okuyorum. Okurken dengede olma halinden uzak olduğumun farkındayım. Fakat o kadar çaresizlik hali içindeyim ki, ne yapacağımı bilmiyorum…
Bir gün bir yazı dikkatimi çekiyor, yazan kişi bir psikolojik danışman. Mail atıyorum, yazısının dikkatimi çektiğini, bir değişim, dönüşüme ihtiyaç duyduğumu ifade ediyorum.Destek istemek o kadar güç ki o sıralar.. Bakıldığında büyük bir adım benim için. İstanbul’da görüşebileceğimizi söylüyor. Tamam diyorum burda sezon bitsin kendim icin bu desteği alacağım …
Bu idare etme hali, tükenmişliğe doğru gidiyor.Ne derece zorlandığımı o an durumun içindeyken tam olarak fark edemiyorum. çünkü durmak bana ölüm gibi…
Maçlarda enerji jeller ile ayakta durmaya çalışıyorum, setler sanki bana inat uzun sürüyor. İki- üç günde bir oynanıyor ve ortalama iki-iki buçuk saat sürüyor.

İlk yarı bittikten sonra takımla üç-dört günlüğüne tatile gidiyoruz. Kendimce bir şeylerin yolunda gitmemesinin yanında takımda da bir şeyler yolunda değil. Kokuyu almamla birlikte antrenör benimle konuşmaya geliyor. O zamana kadar ki en doğru feedbacki alıyorum sanırım. ‘Selime, psikolojik ve fizyolojik olarak iyi görünmüyorsun.’ Kafamı sallayıp onaylamak dışında hiçbir şey yapamıyorum. Benim için sindirmesi ve kabullenmesi çooook zor! Henüz otuz bir yaşındayım, ideal koşullarda performansımın en pick zamanları olmalı, otuz beş yaşına kadar üst seviye bir kariyere sahip olmalıyım ama sürece bakılırsa benim sonum gibi..
Hayır hayır bu olamaz!! Yıkılıyorum, ağlamaktan ve çaresizlikten göz yaşım kalmıyor… sürece güvenmek, teslim olmak o zamanlar benim için geçerli değil, bildiğim bir yol da değil. Topu kontrol eder gibi hayatın kontrolünün de benim elimde olduğu sanrısıyla yaşıyorum…koşullanmışlıkla gelen kısıtlı düşünceler sonsuz olasılıkların önünü kapatmış..
Simsiyah bir fanusun içinde sıkışıp kalmış gibi hissediyorum…


Seli’nin İyileşme Yolculuğu/ Bölüm 6/ İstanbul-Filipinler

Yaşadıklarımla oturup kalacak, duygularıma alan açacak zamanım yok! Profesyonellik bu! Her şey mümkün, çalışıp yeni hedeflere odaklanma zamanı.. Ah içimde birikenler..dolup taşıyor…
Kaldığım yerden devam. İstanbul’da hem kondisyon hem voleybol antrenmanlarına devam ediyorum, bir sonraki teklif için dua ediyorum 🙂 Menajerime Türkiye’de kalmak istemediğimi söylüyorum çünkü neden biraz daha macera olmasındı 🙂
Arada aklıma regl olmadığım geliyor. O sırada okumalar, araştırmalar, çalışmalar, danışmanlıklar devam ediyor.(bu kısmı bir yazıda toparlayacağım) İlaç almaya tövbe ettim, yıllarca almışım da ne olmuş?!
Semptomları baskılamak dışında hiç, geçici çözümle hıh..
Bu esnada bedenim sinyalleri arttırıyor…Çabuk yorulma, ani baş dönmeleri, sadece yiyerek enerji alma hali,gizemli ağrılar, gece uyanmaları, kramplar ile beni dürtüyor. Görmezden gelmeyi seçiyorum…
Beslenmeyle ilgili de bir şeylerin yolunda gitmediğini fark ediyorum. Yemek sonrası yorgunluk, baş ağrıları, hafif çarpıntılar, iştahta kontrolsüzlük… Hormonlar mı acaba diyorum? Ama nasılsa düzenli kontrol ettiriyorum, kan değerlerimde herhangi bir sorun gözükmüyor. Ara sıra kondisyonere şikayetlerimden bahsediyorum. ‘Kan şekeriyle alakalı bir şeyler olabilir mi, hipoglisemi, reaktif hipoglisemi gibi?’ diyor.
O da neymiş?? Hemen bakayım, nam-ı değer ‘bokolog’ olarak öğrenmezsem olmaz! 🙂
Araştırırken eski bir takım arkadaşımın böyle sorunlar yaşadığının hatırlıyorum, arayıp konuşuyoruz benzer şeyler bende de oluyor, ne gerekiyor diye… bunu nasıl anlarız?
‘İşte şeker yüklemesi, testler vs.’ diyor….Kafayı yemiş olmalıyım diye düşündüm o kadar şekeri hem de sıvı formda vücuda yüklemek için 🙂 Yapmadım tabii ki!
Üzerinde de durmadım, duramadan yeni hayallere düşmem için yeni bir sebebim vardı; teklif gelmişti! Bu defa ki hakikaten ‘dream offer’ , FİLİPİNLER!!! Rüyaysa da uyandırmayın beni, gördün mü bak! Olmayan her şey belki seni daha iyisine hazırlıyor! Yuppiiiiii! Şortlu, bikinili, terlikli bavul hazırlamayalı uzun zaman olmuştu 🙂

Ps: Beşiktaş’ ta oynadığım dönemde takım arkadaşım Linda Morales’in Filipinler’de oynadığı sezonun fotoğraflarını gösterdiğini hatırlıyorum..büyülenmiştim. Acaba bir gün ben de oynayabilir miyim diye sormuştum. Linda da ‘neden olmasın?’ demişti…OLDU BİLE..
Evren, sistem, yaradan,doğa,Allah, enerji, kozmos, yüksek benlik …her neye inanıyorsanız soruların cevabı ilahi zamanlama ile karşınıza çıkarıyor, mühim olan doğru sorular ve niyet değil mi? 🙂

Seli’nin İyileşme Yolculuğu/ Bölüm 5/ Polonya

Her gun menajerime full saha press yapıyorum, bir şey yok mu, hadi, hadi…Canım Tunç Ağabeyciğim, okuyorsan eski versiyonum ile yaptığım baskılardan ötürü affına sığınıyorum:)
Yaşadığım deneyimler hayatın kontrolünün elimde olmadığına dair işaretler verse de ben anlamayı seçmiyorum. Tabii o zamanlar egomun da işine gelmiyor:)
En sonunda Polonya’da ‘Radom’ diye bir takımdan teklif geliyor. Düşünmeden atlıyorum, kaçırdığım çok şey var bir yerinden yakalamam, kendimi ispat etmem, ben varımı kanıtlamam lazım değil mi? 🙂 Haydee yeni bir bavul hazırla, koy hayalleri, uç bakalım bilinmezliklere 🙂
Orada da ev, araba, her şey hazır. Antrenmanlara çıkmaya başlıyorum, öncesinde canımı sıkan şöyle bir durum oluyor; İtalya’da yaşadıklarımdan sonra, ayrılma sebebimi sakatlık problemi olarak yansıtmalarindan ötürü bir güven eksikliği oluşmuş, doğal olarak.. Takımın fizyoterapisti ile beraber check-up’ dan geçmemi istiyorlar. Çok şükür ki sorunsuz geçiyor..
O hafta federasyona ödenmesi gereken bi bedel var,ödenirse maçlara çıkabileceğim.antrenman yaparak bekleme modundayım. Bir şeyler yolunda değil, kokusunu alabiliyorum ama dur bakalım..
Tam evimi yerleştirirken çok sevdiği aynı zamanda kozmik enerji ile ilgilenen bir arkadaşım arıyor. ‘Seli naber? Pazartesi İstanbul’a dönüyorsun seni rüyamda gördüm.’
Kalbime oturan fil ağırlaşıyor, kalp atışımı şu an bile hissedebiliyorum. Olur mu canım sözleşmeyi imzaladım, maçlara çıkacağım diyorum. ‘Hadi hayırlısı’ diyor, kapatıyoruz…Bedenimde işler yolunda gitmezken, manifest ettiğim dış dünyada bir şeylerin yolunda gitmemesine henüz uyanamıyorum …:)
Sonrasında klüp başkanıyla konuşuyoruz, bu belirsizliğin canımı sıktığını ve bir şeylerin yolunda olmadığını söylüyorum. Karşılıklı anlaşarak bitiriyoruz bu Polonya macerasını.. O an gözlerim dolu dolu tüm savunmasızlığımla başkana ‘bu ikinci kez oluyor biliyor musun?’ diyorum, aynı döngü..
O kadar tatlı bir adamdi ki sarılıyoruz.
Ertesi gün havaalanına götürüyor beni, yine hayal kırıklıkları bavula toplanmış, arkadaşın rüyası gerçek olmuş, evime dönüyorum..
Ee peki şimdi?! Artık şu olanları sindirsem, bir ara versem, nasıl olur??


Devamı istanbul /Filipinler yazımda….

Seli’nin İyileşme Yolculuğu/ Bölüm 4/ İtalya

Romanya sezonu bittikten sonra yine aynı tempo, off sezon antrenmanlarına başlıyorum, durmak yok yola devam mottosuyla:) bir de hayaller gerçek olmuş:)
İtalya’ya transfer oluyorum yaay! 🙂
Tabii bir yandan aklım hala regl mevzusunda. Araştırıyorum, okuyorum, yeni beslenme tarzları deniyorum, yogaya da başladım minik minik, bir de nefesin iyi geldiğini duymuştum… Hemen kimle yapabilirim diye araştırırken o sıralarda tanıştığım, bir süre yogaya da beraber gittiğim şef arkadaşım birisini öneriyor ve ben seanslara başlıyorum.Seans deneyimlerime girmeyeceğim burada fakat mucizesinden bahsedeceğim:) 2. seanstan -doğru hatırlıyorsam- sonra regl oldum!! Mucize! Çığlık atıyorum, Kadıköy’ün ortasında herkes bana bakıyor, dans ediyorum, bağırıyorum, arkadaşlarımı arıyorum, mucizeler gerçekmiş, regl oldum sonunda diye..gözyaşlarımı tutamıyordum sevinçten, yaşasınnn, bir seneden fazla yolunu gözlüyorum, nereeedesin sen:)
Fakat sevinmem uzun sürmedi sadece iki ay sürmüştü..azalarak..
İtalya’ya gittiğim ve antrenmanlara başladığım ay tekrar yok..wtf!! O yaz ciddi bir kondisyon yüklemesi yapmıştık yağ oranımı düşürmek için…yoğun kardiyolar, düşük karbonhidrat beslenme, carb cycling (dönüşümlü karbonhidrat alımı) uyguluyorduk. Bunların hepsi vücuda ciddi bir stres yaratıyormuş meğer,ilerleyen kısımlarda değineceğim.
Tabii ben yine performansa odaklanmışım, İtalya’da da antrenman temposu oldukça ağır. Haftada üç gün sabahlar havuz, üç gün fitness, akşam top antrenmanları…Yine robota bağlamışım..
Bir yandan çok keyifli bir yerde kalıyorum Cuneo diye bir şehirdeyim, merkezde tatlış bir çatı katı, balkondan Alpler’e bakan manzaramla geçinip gidiyoruz:) Bana kalırsa her şey yolundaydı. İlk hazırlık maçında en skorer olmuşum, yolunda olmalı yani:) Ta ki bir gün menajerimden bir telefon alıp klüp açısından işlerin yolunda olmadığını duyana kadar.
Anlamlandıramamıştım. Tabii o sıralar sindirmesi baya bir zaman aldı.. Toplantıya çağırmışlardı, kendilerince memnuniyetsizliklerini dile getirmişlerdi. O an yaşadığım hayal kırıklığı, haksızlığa uğramışlık hissi ve içimde kabaran öfkeyle söylenenleri duyamıyordum…Toplantı bitti ve ben şok içerisinde takımımızın mentörünü aradım. Gittiğim günden beri her daim yanımdaydı. Aramızda oluşan bağ çok kıymetliydi, uzun zamandır o kadar göz yaşı döktüğümü hatırlamıyorum. Eve gelmişti, sadece yanımda öylece durmasına o kadar ihtiyacım vardı ki..öfkeden gözüm dönmüş halde bavulumu toplarken şunları dediğimi anımsıyorum; ‘kurduğum tüm hayalleri şimdi bavula geri topluyorum ama bak görüyor musun sığmıyorlar bile! Neden benim başıma geldi, neden ben?! Yaşananları hak etmedim!!! Bağırıyordum.. O an da kurban rolünde kalmak isteyen halime şahitlik ediyor, sadece geçip gitmesini izliyordu. Şimdi hatırlayınca şefkatle, anlayışla benle kalmasına bin şükür. Ben bitirdikten sonra ‘sana Reiki’ yapmamı ister misin?’ dedi. ‘İyi gelebilir:’
Kulağıma tanıdık gelmişti. ‘O ne ki’ dedim. Kısaca özetledi…ve ben sadece yatakta uzanarak kendimi ellerine teslim ettim…
Kalktığımda ki hafiflik hissinin tarifi yok…
Sonrasında takımdaki kızlarla vedalaşıp, son ‘gelato’larımı yiyip:) evime geri döndüm..Hayatımda yaslara pek alan açmadım (terapi sürecine kadar), her zaman hedeflerim, varmam gereken bir nokta, kazanmam gereken para, tamamlamam gereken bir kariyerim vardı…
Sahada kontrol ettiğim top gibi, hayatı da kontrol edebileceğim yanılsamasıyla yaşıyordum.
Tüm hızıyla döndükten sonra da çalışmalara devam ettim, döktüğüm göz yaşı yeterdi işte, güçlü görünmek adına öğrendiğim en iyi yol duyguları bastırmaktı…



Devamı Polonya yazımda…

Seli’nin İyileşme Yolculuğu/Bölüm 3/ Romanya

Romanya’ya transfer oldum..
Yeni sezon, yeni hedefler..artık regl olmamak, yoğun antrenmanlar, sıkı ve sağlıklı beslenme benim normum. Böyle kabul edince de hiç deneyimlemediğim yoğun bir tempoda buluyorum kendimi. Önceki sezonlara benzemiyor. Arada boş günlerimi spa ve masaj ile geçiriyorum. Masaj demişken aklıma gelen deneyimimi paylaşayım.. Evime gelen çok tatlı Romen bir abla vardı, İngilizce bilmiyordu, biraz Google Translate, biraz kalp dili anlaşıyorduk:) Bir gün masaj yaparken, karın-rahim arası bir yerde eliyle temas ederken durdu, ben de merak edip gözümü açtım. Gözlerinden yaşlar geliyordu, çeviriden bana bir şeyler yazdı, ‘burada bir şeyler yolunda gitmiyor’ dedi.. evet dedim, yaklaşık bir senedir regl olmuyorum.. Dişiliğini onurlandırmak gibi bir cümle yazdı, bir yandan sakral, çakra sistemi bir şeyler havada uçuşuyor, bir dakika ben seni anlamıyor:) Bu kadar gerçekle yüzleşmeye hazır mıyım acaba?!
Sanki hazır olmasam karşıma çıkmayacağını bilmiyormuş gibi..
Sonra biraz Doctor Google’dan araştırıyorum..tabii ilginç bilgiler var. Yoga, meditasyon, çakralar bir süredir karşıma çıkıyor da, zaten ezoterik, mistik, kadim bilgilere merakım var tamam ama şimdi zamanı mı? 🙂
Neyse durun daha şampiyonlar liginde final4 oynayacağız, bırakın regliyi 🙂
Kariyer var, madalya var, kupa var,para var, başarı var, itibar, takdir görme, sahneler..Adrenalin şart, dopaminerjik sistem böyle işliyor çocukluktan beri😁
Bildiğimiz yoldan devam☺️
Öyle dişil enerjiymiş, kadınlıkmış, üremeymiş..bakamam anacım!
Şu an o Seli’ye baktığımda ne görüyorum biliyor musunuz?
Durup dinlenmeye alan açarsa, sanki tüm başarıları elinden alınırmış ,başarısız olursa da sevilmeyeceğinden korkan minik bir kız çocuğu… O yüzden kendini koruma moduna almış, bana dokunmayın, yaklaşmayın, bırakın işimi yapayım…
Şu an kucaklayıp sarılıyorum o halime…
Daha İtalya hayalim var benim! 🙂
Tabii o zamanlar hayatın, planlar yaparken başımıza gelenler olduğundan bir haberim..

devami İtalya yazımda…

Seli’nin İyileşme Yolculuğu/ Bölüm 2/ Manisa

Yaklaşık on altı, on yedi yaşımdan yirmi sekiz yaşına kadar ağrılı, sancılı, yoğun kanamalı regl dönemim oldu. Bu benim ve birçok kadın için o kadar sıradan ve doğal karşılanan bir durum ki..Tıp dünyası bile bunun çözümünü ilaçla baskılayarak bulduysa.. hepimizin bu durumu normal sanması çok olağandı! Oysa DEĞİL !
Testler, muayeneler her şey normal görünüyordu, çözüm için ağrı kesiciler verilip eve yollanıyordum…ta ki bir gün reglim tamamen durana kadar… Hayatımda ilk defa regl olmadığım bir ay yaşamıştım. Durumumu anlamak için doktora gittim. Bana sporcularda bu durumun yaşanmasının gayet doğal olduğunu söyleyip, ilaç yazıp gönderdiler. İlacı kullanmaya başlamamdan on beş gün kadar sonra, kendimi psikolojik ve fiziksel olarak daha da kötü hissettiğimi fark etmemle, modern, klasik, batı tıp yaklaşımlarını sorgulamaya başladığım sürece girmiş oldum.
2016/2017 sezonuydu, milli takım doktorunu tribünde gördüğümde durumumu anlatıp fikrini almak istedim. Bana ‘kendini nasıl hissediyorsun ?’ diye sordu. Saha performansımı düşünerek gayet iyi olduğumu, yoğun fitness yapacak kadar güçlü hissettiğimi söyledim.O da bu durumda yaşadığımın çok normal olduğunu, ağır egzersizin testesteron seviyesini yükseltip, östrojen baskıladığını söyledi.Daha henüz sözlerin sihir olduğunu bilmediğim zamanlar olduğu için regl olmamama sevinerek ‘oh be’ dedim zaten çok ağrılı geçiyordu..Bir yandan takımdakileri gözlemliyorum, bazıları hormon ilaçlarıyla regl oluyor, bazıları arada bir oluyor, umursamıyor, uzun sure olmayan da var..
Nasıl mümkün ki? İnanılmaz sorgulamalar içindeyim, başıma ilk kez gelince:) Henüz regl olmamanın kadın için yaşamsal bir faaliyet olduğunu, sentetik ilaçların aslında hormonları maskelediğini, dişil/yaratım enerjisinin öneminden ve sezgisellikten bir haberim:)..
Bir şeylerin yolunda gitmediği ve kendimi iyi hissetmediğim çok açık ortadaydı..odağım o sıralar voleybol ve performanstı! Başka bir şey düşünemezdim. Böyle geçen bir sezon derken artık sekiz aydır regl olmuyordum. İstanbul’a döndüğümde kendimce yollar arıyor, araştırıyorum..haydiii yeni doktorlar, aynı teşhis, aynı tedavi, aynı sonuç..İlaç bunun çözümü değildi ki başka yollar arıyorum..
Gittiğim bir doktor bana metabolik olarak sağlıklı olduğuma emin olmamı söyledi. Yine testler, bir şeyler..her şey yolunda görünüyor..
Çok yorulmuştum artık, off sezon olmasına rağmen antrenmanlarım devam ediyordu. Bir yandan sporcu beslenme uzmanından da destek alıyordum. Her şey yolunda olmalıydı..
Türkçe kaynak bulmakta zorlanıyordum, yabancı blog sayfaları okuyup, araştırıyordum. Bir yandan sindirimle de ilgili sorunlar yaşamaya başladım. Acaba bağırsakla ilişkisi var mıdır diye sorgularken, yok artık doktora gitmek dedim! Kitaplar okuyor, doğal yollar araştırıyordum.
‘Gluteni’ o sıralar okuduğum Büyüleyici Bağırsak kitabında ilk kez duymuştum. Kendimce bir süre elimine etmeyi denedim, zorlandım tabii, bir yandan nefes, yoga, meditasyon, bir şeyler çıkıyor karşıma fakat benim devam etmem gereken bir kariyerim var, oralara bakamayacağım:)
Hoop yeni sezon başlamak üzere…

devamı Romanya yazımda …

Seli’nin İyileşme Yolculuğu/ Bölüm 1

Herkese merhaba,
İlk defa burada olanlar için kendimi tanıtayım:) Dünya yolculuğumda bana eşlik etmesi için uygun görülen adım Selime. Genel olarak Seli’yi tercih ediyorum:)
89 yılında Bulgaristan’dan Türkiye’ye göç eden İlyasoğlu ailesinin ilk çocuğuyum.Sporcu bir ailede yetiştim.

On iki yaşında tutkuyla başladığım voleybol kariyerime on üç sezonu profesyonel olmak üzere toplamda yirmi sene devam ettim.

Yaklaşık üç sene önce kronik yorgunluk sendromu yaşadığımı öğrendim. Böylelikle, sporcu olmanın SAĞLIĞIN tek koşulu olmadığını anladım. Bütüncül sağlık farkındalığımın başladığı bu noktada da voleybolu bırakmaya karar verdim.


Küçük yaşlardan itibaren hormon, metabolizma ve sindirim sistemi sorunlarıyla baş ediyordum ve normalleştiriyordum. Kendimi tanımamın başlangıcı olan ‘Human Design’ (İnsan Tasarımı) sistemi iyileşmemin tetikleyicisi oldu. Devamında fonksiyonel ve bütüncül tıp, ayurveda, mindfulness, yoga ve doğanın iyileştirici gücü hayatıma dahil oldu.
Mesela human design profilimin 2/4 olduğunu ve duygusal otoriteli bir ‘Projektor’ olduğumu öğrendim. Meğer yaşadığım tüm sağlık problemlerinin temelinde projektorlüğün de getirdiği bir hassasiyet varmış.
2/4 profil, doğam ne kadar dışa dönük, eğlenceli, sosyal görünse de zaman zaman münzevi,içe dönük, tek başına vakit geçirmek isteyen, daha az sosyal hissettiğim zamanlarımı anlamlandırabilmemi sağladı. Yıllarca bu hallerim çevrem ve profesyoneller tarafından ‘depresif’ olarak tanımlandı. Oysa ki sadece doğamı yaşıyormuşum..
Kısaca astroloji, human design, numeroloji, ayurveda gibi sistemlerle tanışmam, yıllarca kendi doğamdan ne kadar uzak yaşadığımı fark ettirdi bana.

Hikayemi reglimin ilk kez kesildiği 2016 sezonundan itibaren anlatmaya başlıyorum. Ben paylaşmaya hazırım, sen de okumaya hazırsan bir sonraki yazımda buluşmak üzere..